ÜNİVERSİTELERDE SAĞLIK ve GÜVENLİK: BİR BAĞIMSIZ MODEL ÖNERİSİ
Fiziksel, kimyasal, biyolojik ve psikolojik düzeyde farklı tehlike ve riskleri içeren ve tehlike sınıfları tebliği baz alındığında, az tehlike sınıfında yer almasına karşın, tehlike sınıfı farklı birimlere sahip olan işyerlerinden biri de üniversitelerdir. Bu yönüyle, üniversitelerde var olan tehlike ve risklerin, sadece bina ve çevre değil, pek çok açıdan ayrı ve özel olarak değerlendirilmesi yerinde olacaktır. Ne var ki, bu konu ne literatürde geniş kapsamlı bir biçimde ele alınmış ne kurumların ilgili birimleri konuya gerektiği ölçüde bütünlüklü bir biçimde yaklaşmış ne de üniversite bileşenleri, sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi için bir talep ve mücadelenin içerisinde olmuştur. Şüphesiz, yapılan çalışmaları ve çabaları küçültmeden, gözardı etmeden... (1)
(1) Bu ve yazının bütünündeki belirlemelerde, kurum bünyesinde İSG Kurulu ve Risk Değerlendirme Ekibi üyesi olarak yaptığımız görevlere dayanan doğal gözlemlerin de bir payının olduğunu ifade etmek gerekir.
Üniversiteler, İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) Kanunu kapsamındadır. Dolayısıyla, işverenin Kanunda öngörülen önlem alma, denetleme, risk değerlendirmesi yapma, eğitim ve bilgi verme, sağlık gözetimi yapma, işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı istihdam etme, gerekli kurulları oluşturma, kayıt tutma ve bildirimde bulunma gibi tüm yükümlülükleri üniversiteler için de geçerlidir. Yasanın ve ilgili Yönetmeliklerin uygulanması için, İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü tarafından, 2025 yılında Kamu Üniversitelerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Uygulama Rehberi de hazırlanmıştır. Bu rehberle birlikte üniversiteler arasındaki uygulama ve işleyiş farklılıklarının giderilmeye çalışıldığı söylenebilir.
Bu yazıda, alan yazına dayalı olarak üniversitelerdeki sağlık ve güvenlik tehlikelerini ve risklerini mümkün olduğunca ele alıp, mevzuat ve rehberde doğrudan karşılık bulmasa da hukuk içi ve meşru bir bağımsız örgütlenme modeli fikri ortaya atılacaktır.
Üniversitelerde Sağlığı Tartışmak Neden Önemli?
Üniversitelerde sağlık ve güvenlik sorunlarını tartışmanın iki temel nedenine de değinelim: İlk olarak, üniversiteler işçi sağlığı ve iş güvenliğinin önemli ancak ikincil bir alanı niteliğindedir. Görünür kılmak önemlidir. İkinci olaraksa, -öğrenciler de dahil- üniversite içi tüm bileşenlerin sağlık ve güvenliğin iyileştirilmesini amaçlayan ortak ve birleşik hareketi/mücadele potansiyeline işaret etmek açısından önemlidir. Bu ikinci boyut, bugünün Türkiye üniversitelerine bakıldığında oldukça ütopik gözükebilir. Bu nedenle, üniversitede farklı işleri yürüten bileşenlerin, ilk adım olarak temsil düzeyinde yer alacağı ve yol arayışı içinde genişleyip kurumsallaşacak, sağlık ve güvenliğin iyileştirilmesi için müdahaleci ve katılımcı, bağımsız birimler/platformlar/meclisler oluşturulması fikri üzerine düşünmek ve adım atmak önemli olacaktır.
Üniversitede Tehlike ve Riskler: Büro Çalışması ve Ötesi
Üniversitede gerek akademik gerekse idari personel açısından temel çalışma biçiminin, büro (ofis) çalışması olduğunu, dolayısıyla sağlık ve güvenlikle ilgili sorunların bir bölümünün bu temelde oluşabileceğini belirlemek gerekir. Ne var ki, bu çalışma biçimi, yaygın sağlık ve güvenlik sorunlarının görüldüğü, bilinen iş kazası ve meslek hastalıklarına ev sahipliği yapan işyeri ve işkollarının dışında kaldığı için sağlığı bozabilecek tehlike ve riskler yokmuş gibi düşünülür, önemsizleştirilir, küçümsenir. Üstelik bu sadece işveren ya da yöneticilerden kaynaklanmaz, bizzat bu çalışma biçiminin içinde yıllarını geçiren ve sağlığı bozulma riskini yaşayanlar da var olan tehlikelerin üzerinde yeterince durmaz, tehlikenin ortadan kaldırılması ya da az tehlikeli olanla değiştirilmesi için gereken mücadeleyi vermez.
Üniversite, sadece büro tipi çalışma değil, bilim dalına göre arazide, hastanede ya da laboratuvar ortamında kimyasallarla çalışmanın da yaygın bir biçimde görüldüğü bir işyeri özelliği taşır. Bunun dışında temizlik, yapı işleri, bahçe ve çevre, arazi çalışması, güvenlik, yemekhane ve ulaşım üniversitede hizmet üretim faaliyetinin bileşenleri arasında yer alır.
Üniversitede sağlık ve güvenlik şartları denildiğinde, üniversite içi en kalabalık grup olma özelliği taşıyan öğrencilerin düşünülmemesi mümkün değildir. Özellikle, üniversitenin temel bileşeni olan öğrencilerin, üniversitede sağlık ve güvenlik şartlarının belirlenmesi ve iyileştirilmesi sürecine dahil edilmesi gerekir. Bu yönüyle üniversite, sadece çalışanları değil, tıpkı hastaneler gibi hizmet alanları da barındıran bir işyeri özelliği taşır. Öğrencinin yanına olumsuz şartlardan etkilenebilecek misafirleri de eklemek gerekir.
Fiziksel, Kimyasal, Biyolojik, Ergonomik Tehlike ve Riskler
Üniversiteler, yapılan farklı işlere göre birçok fiziksel ve kimyasal tehlike ve riski barındırır. Bulaşıcı hastalıklar, tıbbı atıklar, kimyasal maddeler, yanık ve alerjik reaksiyon, radyasyon, basınçlı oksijen tüpleri, kesici ve delici aletler, gürültülü ortam, yetersiz aydınlatma ve kaygan ve kirli zemin, hastane ortamında görülen çeşitli tehlike faktörleridir. Kazan, hidrofor ve çay kazanının yıllık kontrollerinin yapılmaması, yangın tüplerinin yangın yönetmeliğine uygun olmaması bulgulanmış sorunlar arasındadır.
Büro tipi çalışma ortamında kullanılan eşyalar, ortam sıcaklığı ve nem, havalandırma sistemleri, ses ve gürültü, aydınlatma ve bazı kırtasiye malzemeleri ve tonerler tehlike kaynağı olabilir. Bilgisayar, radyasyon yayılımının yanında, özellikle uzun süreli ekran kullanımı nedeniyle göz sağlığı üzerinde olumsuz etkilere sahiptir. Kitaplık ve dolapların duvara sabitlenmemesi önemli bir tehlike kaynağıdır. Ortam havalandırmasının ve hava akımının sağlanmış olması, her odada kesinlikle bir pencere olması gerekir. 20-26 derece optimum oda sıcaklığıdır. Ortam aydınlatmasında doğal yollar tercih edilmeli, oda ve diğer mekanlar gün ışığı almalıdır.
Büro ortamında çalışma, diğer pek çok beyaz yakalı işte olduğu gibi zihinsel etkinliğin (kafa emeği) yanında, gözler, eller ve kolların, dolayısıyla eklemlerin, boyun, bel ve sırt bölgelerinin yoğun ve sürekli bir biçimde kullanıldığı bir bedensel etkinliği (kol emeği) birlikte gerektirir. Uzun süre oturma, hareketsiz kalma, pozisyon değiştirmeden uzun süre aynı şekilde ve uygunsuz bir biçimde durma, monoton hareketler kas ve iskelet sistemi rahatsızlıklarına yol açar.
Psikososyal Tehlike ve Riskler
Aşırı iş yükü, görev tanımlarındaki belirsizlikler, yetersiz gelir, eğitim ve araştırma için destek yetersizlikleri, cinsiyetçi, homofobik ve ırkçı muameleler, akademisyenlerin karşı karşıya kalabildikleri tehlikeler arasında yer almaktadır. Atama yükseltme süreçlerindeki gecikme ve belirsizlikler temelinde akademisyenlerin karşılaştığı kariyer engelleri ruh ve beden sağlığını olumsuz yönde etkileyen faktörler arasındadır. Ayrıca, yayın baskısı, rekabet, yoğun iş yükü de sağlığı bozucu etmenler arasındadır. Bu ve başka tehlikeleri izleyecek şekilde, tükenmişlik, stres, depresyon ve kaygı bozukluğu akademisyenlerde sıklıkla görülmektedir. Ergonomik sorunların, üretkenliği azalttığı, çalışanlar arasındaki ilişkileri ve aidiyet bağlarını zedelediği de belirtilmektedir.
İşçi Sağlığı İçin Daraltılmış Tartışma Gündemleri
Bu şartlar altında üniversitelerde sağlık ve güvenlik konularının, yasal ve prosedürel düzeyde kurumsal süreçlere terk edildiğini, üniversite içi tarafların da konuya gereken bütünlüklü önem ve özeni göstermediğini söylemek sanıyoruz ki yanlış olmayacaktır. Tarihten gelen ve bugünle birleşen bilgilerimiz, işverenin, mevzuat ve hukukun yanı sıra emekçilerin katılımı ve giderek örgütlü mücadelesiyle zorlanmadığında, önlem alma eğiliminde olmadığını ortaya koyuyor.
Bu nedenle, işvereni politika belirleyip, taahhütte bulunup, çalışana duyurup, aralıklarla gözden geçirip, uygulamasını denetleyip, değişen teknoloji ve ihtiyaçlara göre güncellenecek önlemler almaya zorlayacak, konuyu gündemde tutacak idari örgütlenmelerin önemi yadsınamaz. Yapılan çalışmalarda da üniversitelerde sağlık ve güvenlik hizmetlerinin iyileştirilmesinde tüm çalışanların takip ve kontrol sorumluluğu ile katılımının önemine işaret ediliyor.
Tam da burada üzerine düşünmemiz gereken nokta şu: İşvereni zorlayacak örgütlenmeleri/oluşumları, idari yapılardan ibaret, mevzuatla, devlet ve işverenle birlikte düşünme eğilimi yaygın. Söz konusu idari örgütlenmelerin de özellikle üniversitelerin bugünkü yapısı değerlendirildiğinde, yine mevcut hiyerarşik kontrol ilişkilerini barındırdığı gerçeğine de gözlerimizi kapatamayız.
Gerçekten de işçi sağlığı ve çalışanın sağlıkla ilişkisi, sadece anaakım değil, eleştirel yaklaşımlar tarafından dahi, politika belirleme, bilinç ve farkındalık artırma, eğitim verme, risk değerlendirmesi ve denetim yapma, acil durum planı hazırlama, kültür oluşturma, kural getirme, ceza verme, sağlık birimi kurma, periyodik ölçümler, muayeneler ve sağlık kontrolleri yapma, kayıt tutma, işverene bildirim için mekanizmalar yaratma, yönetsel yapılar oluşturma gibi edimlerle hiyerarşik bir alan ve konu olarak kavranmaktadır. İlk bakışta çeşitli gibi görünen ancak bilinen önerilere sıkıştırılmış/daraltılmış bu tartışma gündeminiyse işçi sağlığını, mevzuat, devlet ve işverenle birlikte düşünme alışkanlıklarının bir uzantısı olarak yorumlamak sanıyoruz yanlış olmayacaktır. Bu hiyerarşik alan içerisinde çalışan, sağlık sürecinin aktif, katılımcı, müdahil bir öznesi değil, sayılan edimlerin/uygulamaların kendisine ulaşmasını bekleyen pasif bir nesnesi/parçası konumuna yerleştirilmiştir.
Katılımcı, Müdahaleci, Mücadeleci Bir Bağımsız Model Önerisi
Şüphesiz ki, sağlık ve güvenliğe ilişkin tartışmalarda mevzuat, devlet ve işvereni bir kenara koyarak şartları iyileştirmek mümkün değil. Ancak, işçi sağlığını tartışacak bağımsız modeller üzerine de düşünmeliyiz. Mevzuata dayalı olarak oluşturulacak kurul, vb. idari yapılanmaların bir parçası olmayı reddetmeden; tüm bu mevzuatta ya da uygulama rehberlerinde tanımlanmış yapılanmaların dışında, üniversite içi emek sürecinin tüm bileşenlerini bir araya getirecek bağımsız bir oluşuma ihtiyaç vardır.
Bunu, üniversite gibi birbirinden çok farklı iş ve meslekleri bir araya getiren bir işyeri türü temelinde, örnek bir model olarak da düşünmek mümkündür. Bu model odağına işçi sağlığını alacak şekilde, akademisyen, idari ve teknik personel, yemekhane, temizlik ve güvenlik görevlisi, şoförler, kantin ve çay ocağı çalışanları gibi üniversite içi emek süreci bileşenlerinin yanında öğrenci temsilcilerini de içermelidir. Bu tür bir modelin oluşumunda, özellikle akademisyenlerin, mesleki kimliklerinden önce çalışan kimlikleriyle üniversiteyle ilişki kurması gerekliliği karşımıza çıkmaktadır.
Üniversiteler, işçi sınıfının genel sağlık ve güvenlik sorunlardan bağımsız olmadığı gibi işçi sağlığı merkezli bağımsız oluşumlar, temsil edeceği bileşen yelpazesi temelinde, örnek bir model görevi de üstlenebilir. O halde, işyerlerinde gerçek bir işçi sağlığı tartışması için, bizatihi sağlığı bozulma riskiyle karşı karşıya kalanların bağımsız, öz örgütlenmeleri de çok önemli, hatta neredeyse zorunludur. Sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi için katılımcı, müdahaleci, mücadeleci bir potansiyeli barındıran bu model; ilk adımda bileşenlerden belki de bazılarının temsili ve sınırlı düzeyde yer alacağı; hukuksal, fiili ve meşru bir yol arayışı içinde genişleyip yaygınlaşacak, kurumsallaşıp kalıcılaşacak bağımsız kurullar biçiminde örgütlenebilir.
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yap ya da üye ol.
Henüz yorum yapılmamış.