Mücadeleden Kadın Portreleri: Clara Zetkin ve Behice Boran
Kadın Mücadelesi geçtiğimiz iki yüzyıl boyunca mücadeleyi ileri taşıyan ve yaygınlaştıran birçok kadın önder yetiştirdi. Kadın önderlerin yaşamı hem dünyada hem de Türkiye’de işçi sınıfının tarihsel mücadelesiyle, kadın emeğinin sömürüye karşı direnişiyle ve sosyalist hareketin gelişimiyle ayrılmaz biçimde iç içeydi. Onlar eşitsizliklere ve sömürüye karşı yalnızca direnen değil, mücadeleyi örgütleyen, umutsuzluğu değil umudu var eden devrimciler oldular.
Clara Zetkin ile Behice Boran’ı yan yana getirmek, iki ayrı coğrafyadan iki kadın önderi değil, kapitalizmin farklı tarihsel evrelerinde iki kadın devrimciyi birlikte düşünmek demektir. Bu iki kadını birleştiren temel hat, kadının kurtuluşunu işçi sınıfının kurtuluşundan ayrı görmeyen politik kararlılıktır. Bu yazı, iki ismi yalnızca anmak için değil bugün hala sermayenin, savaşın ve gericiliğin karşısına örülecek devrimci hattın nerede kurulacağını hatırlamaya bir çağrıdır.
Kadın Emekçilerin Önderi: Clara Zetkin
Clara Zetkin, dönemini aşan sınıfsal ve devrimci fikirleriyle, yalnızca bir öncü değil bugünün mücadelesine de ilham veren bir kadındır. Kadınların kurtuluşu, Zetkin açısından hiçbir zaman sınıf mücadelesinden bağımsız bir başlık olmadı, tam tersine bu mücadelenin asli bir parçası olarak kavrandı. Teorisyen, gazeteci, pedagog, barış savunucusu ve uluslararası proleter kadın hareketinin kurucu önderlerinden biri olarak Zetkin, işçi ve emekçi kadınları sosyalist mücadeleye çağıran kararlı bir siyasal hattı temsil etti.
Sömürünün, eşitsizliğin, şiddetin, gericiliğin derinleştiği, kadın emekçilerin çalışma ve yaşam koşullarının ağırlaştığı bir ülkede Zetkin’in fikirlerine, sözlerine ve mücadeleyle yoğrulmuş yaşamına dönmek bir “anımsama” değil, bir zorunluluktur.
Clara Zetkin, 5 Temmuz 1857’de Almanya’da doğdu. Annesi eğitimli bir kadındı, kadınların kamusal hayata katılımını savunan ilerici bir öğretmendi. Zetkin, gençliğinde kadınlara açık yegane mesleki eğitim olanağı olan kız öğretmen okuluna gitti. İşçi Eğitim Derneği’nde August Bebel ve Wilhelm Liebknecht gibi sosyal demokrat liderlerin seminerlerini takip etti.
Sürgün Yılları, Kadın Emekçilerin Mücadelesi
1878 yılında Almanya Sosyalist İşçi Partisi’ne üye oldu. Bu parti 1890’da Almanya Sosyal Demokrat Partisi’ne dönüştü. 1878’de Almanya’da yürürlüğe giren anti-sosyalist yasalar, Zetkin’i sürgüne zorladı. İsviçre ve Paris’te geçen sürdün yılları zorluydu. Bu dönemde eşini kaybeden ve iki oğluyla birlikte hayata tutunmaya çalışan bir Zetkin vardı. Onun teorik ve politik olgunlaşmasının temeli de bu yıllarda oldu. Bu dönemde Marx ve Engels’in metinleriyle derinlemesine tanıştı ama asıl önemlisi örgütlü işçi kadınlarla temas etti.
II. Enternasyonal’in Paris’teki kuruluş kongresinde Clara Zetkin, kapitalist düzende kadın işçilerin sömürülen konumunu doğrudan hedef alan konuşmasıyla kadın sorununu sınıf mücadelesinin merkezine yerleştirdi. Kadınların eşitlik mücadelesinin, üretim ilişkileri sorgulanmadan gerçek bir karşılık bulamayacağını açıkça ortaya koydu. Kadın sorununu, kapitalist toplum içinde kadınlar lehine yapılacak sınırlı reformlarla çözülebilecek, kendi başına ele alınabilecek bir mesele olarak görmedi. Aksine Zetkin, kadınların kurtuluşunu kapitalist toplumsal düzenin yarattığı büyük sosyal sorunun ayrılmaz bir parçası olarak ele aldı. Bu müdahale, kadınların kurtuluşunu onun siyasal hattında vazgeçilmez bir mücadele alanı haline getirdi.
Zetkin, 1890’da Almanya’ya geri döndü. Sosyal Demokrat Parti ona Gleichheit (Eşitlik) dergisinin çıkarılması görevini ona verdi. Yaklaşık 25 yıl boyunca Zetkin’in yönettiği bu dergi, emekçi kadınların örgütlenmesinde en önemli çalışmalardan biri oldu. 1907’de Stuttgart’ta düzenlenen I. Uluslararası Sosyalist Kadın Konferansı’nda, yeni kurulan uluslararası kadın sekretaryasının yönetimine seçildi.
Emekçi Kadınlar günü: Kutlama Değil Mücadele Çağrısı
1910 yılında Kopenhag’da toplanan II. Uluslararası Sosyalist Kadın Konferansı, Clara Zetkin’in adını dünya tarihine kazıdı. 8 Mart’ın Uluslararası Emekçi Kadınlar Günü olarak ilan edilmesi, bir “kutlama” önerisi değildi. Bu tarih, Amerika’da 1857 yılında kadın dokuma işçilerinin daha iyi çalışma koşulları için başladıkları grev sırasında çıkan fabrika yangınında ölen kadın işçilerin anısını yaşatmak için bir mücadele çağrısıydı. Bu çağrıyla birlikte 8 Mart uluslararası alanda kadın işçilerin oy hakkı, örgütlenme ve eşit işe eşit ücret mücadelesinin günü oldu.
Clara Zetkin’in çizdiği hatta 8 Mart, kadınların sistem içine dahil edilerek “eşitlenmesini” değil, bu sistemin kökten sorgulanmasını simgeler. Kadın emeğinin ucuz, güvencesiz ve görünmez kılındığı kapitalist düzene karşı tarihsel bir karşı çıkıştır. Bu yüzden 8 Mart, kadınların maruz kaldığı eşitsizliğin teşhiri kadar, bu eşitsizliği üreten düzenin doğrudan hedefe konulduğu bir mücadele günüdür.
Savaş Karşıtlığı, Devrimci Kopuş
Birinci Dünya Savaşı, Clara Zetkin için bir ayrım çizgisidir. Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin savaş kredilerine destek vermesi, onun açısından açık bir sınıf ihanetidir. Zetkin, Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht ile birlikte savaş karşıtı hattın en önde isimlerinden biri olur. Mart 1915’te Barış İçin Uluslararası Sosyalist Kadın Konferansı’nın İsviçre’de toplanmasını örgütler. Bu çaba, onun emperyalist savaşa karşı enternasyonalist ve antiemperyalist tutumunun ifadesidir.
1918’de Zetkin, Alman Komünist Partisi’nin kuruluş sürecinde yer alır. Partinin yayın organı Rote Fahne’nin (Kızıl Bayrak) haftalık kadın ekinin çıkarılmasını üstlenir. 1919’da Spartakist hareketin yenilgisi ve Luxemburg ile Liebknecht’in katledilmesi, Zetkin’in politik yaşamındaki en ağır kırılmalardan biridir. Buna rağmen mücadeleyi terk etmez.
Bir Devrimci, Bir Miras
Clara Zetkin’in hayatındaki en çarpıcı sahnelerden biri, 1932’de Alman Federal Meclisi’nin en yaşlı üyesi sıfatıyla yaptığı açılış konuşmasıdır. Nazizmin yükseldiği bir Almanya’da, hasta ve yaşlı bir komünist kadın kürsüye çıkar ve faşizmi en ağır ifadelerle teşhir eder. Bu konuşma, yalnızca bir politik teşhis değil, faşizme karşı birleşik mücadele çağrısıdır. Sosyal demokrasinin uzlaşmacılığına, liberalizmin körlüğüne ve burjuva demokrasisinin çaresizliğine yöneltilmiş tarihsel bir suçlamadır bu.
Clara Zetkin 20 Haziran 1933’te, Nazi iktidarından kaçmak zorunda kaldığı Sovyetler Birliği’nde hayatını kaybeder. Mezarı Kremlin Duvarı’ndadır. Zetkin, hayatını adadığı sınıf mücadelesinin tarihsel belleğinde canlılığını hala korumaktadır. Mücadelesi önünde saygıyla eğiliyoruz.
İşçi Sınıfının Önderi: Behice Boran
Türkiye’de solun tarihi, yalnızca yenilgilerin ve yasakların değil, aynı zamanda ısrarın, inancın ve inadın tarihidir. Bu tarihin en önemli isimlerinden biri Behice Boran’dır. O, yalnızca bir siyasetçi ya da akademisyen değil, sınıf mücadelesinin hafızası, sosyalizmin bu topraklardaki kararlı sesidir.
Behice Boran’ın hayatı, Türkiye’de sınıf mücadelesinin aldığı biçimleri ve kapitalizmin geçirdiği dönüşümleri birlikte anlaşılabilir. Onun hayatı, yalnızca kişisel tercihlerle açıklanamayacak kadar derin bir tarihsel bağlamın içindedir. Yükselişleri ve yenilgileri, Türkiye’de solun olanakları kadar sınırlarını da görünür kılar. Bu nedenle Boran, yalnızca geçmişte kalmış bir özne değil, bugün hala süren bir mücadele hattının, kopuşlarla ve sürekliliklerle örülmüş siyasal bir aklın ifadesidir.
Behice Boran'ın doğum günü, işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıstır. 1 Mayıs 1910'da Bursa'da doğdu. Osmanlı’nın çözülüşüne, Cumhuriyet’in kuruluşuna, savaşlara tanıklık ederek büyüdü. Çocukluğu, imparatorluktan ulus-devlete geçişin yoksulluk, göç ve eşitsizlikle örülü toplumsal dokusu içinde geçti.
Emekçiler için Bilim
Boran, Amerika’da sosyoloji eğitimi aldı. Ancak bu bilgi, onu sistemin bir parçası haline getirmedi. Aksine, Türkiye’ye döndüğünde bilimin tarafsız olmadığını, toplumsal eşitsizlikleri meşrulaştıran bir ideolojik aygıt haline getirilebildiğini gördü. Bu yüzden sosyolojiyi, sınıf mücadelesinin bir aracı olarak yeniden kurmaya yöneldi.
1939 Mayıs’ında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi öğretim kadrosuna katıldı. İstatistik, Şehir Sosyolojisi, Sosyolojiye Giriş dersleri verdi. Sosyolojinin sorunlarını Marksist yöntemle ele aldığı bu dersler, üniversite çevresinde geniş etkiler yarattı. Öğrencilerine, yeni oluşmakta olan Ankara gecekondularında, Ankara ve Manisa köylerinde saha çalışmaları yaptırdı, eğitimle araştırmayı iç içe yürüttü. 1940 – 1948 üniversite dönemi, Boran’ın yazılarıyla ve eğitimde yaktığı ışıkla, Türkiye’de sosyolojinin kurulmasına önemli katkılar yaptığı verimli bir dönemdir.
1940’lı yıllarda Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde ders verirken, üniversitenin “tarafsızlık” iddiasının arkasındaki devlet baskısını açıkça ortaya koydu. Bu duruş, onun 1948’de üniversiteden uzaklaştırılmasıyla sonuçlandı. Devlet, Boran’ı susturmak istiyordu. O ise daha yüksek sesle konuştu.
Siyasal Mücadele, Parti Başkanı İlk Kadın
Üniversiteden koparıldıktan sonra Boran’ın yaşamı, 1960’a dek mahkeme salonlarıyla, cezaevleriyle ve bitmek bilmeyen geçim sıkıntılarıyla geçti. 1950’de kurduğu Türk Barışseverler Cemiyeti, Türkiye’nin NATO yörüngesine sokulmasına ve Kore’ye asker gönderilmesine karşı yükselen en net itirazlardan biri oldu. Hazırlanan bildiriyi Galata Köprüsü’nde dağıtırken Boran, arkadaşlarıyla birlikte tutuklandı. Karar, dönemin “barış” karşıtı rejiminin özetiydi: 15 ay hapis, 5 ay sürgün.
1950’ler ve 60’lar, Türkiye işçi sınıfının görünür hale geldiği yıllardı. Boran bu dönemde Türkiye İşçi Partisi (TİP) saflarında aktif mücadeleye katıldı. 1962 yılında TİP’e üye oldu, 1965 yılında da Urfa’dan milletvekili seçildi. Şanlıurfa’nın ilk kadın vekilidir. 1969’a kadar TBMM çalışmalarına aktif olarak katıldı. TİP vekilleri o zamana kadar tek sesli olan meclis çalışmalarına yeni bir boyut getirdiler. Boran parlamentoyu, emekçi sınıfların kürsüsü olarak kullandı.
Onun konuşmaları, yalnızca yasa maddelerine değil, işçinin, köylünün, kent yoksullarının hayatına dayanıyordu. Devletin sınıfsal karakterini ortaya koyan bu çizgi, onu yalnızca iktidarın değil, düzen içi muhalefetin de hedefi haline getirdi. 1970’de TİP’in genel başkanı oldu. İlk kadın parti başkanı, parti başkanı olmaktan da öte, bir liderdi.
12 Mart, Cezaevi, Israr
1971 darbesi, Boran’ın hayatındaki en sert kırılma anlarından biridir. TİP kapatıldı, kendisi tutuklandı. Boran, Anayasa Mahkemesi’nde ve Sıkıyönetim Mahkemesi’nde partinin sözcülüğünü yaptı, partinin kazanımlarını savundu. Ekim 1972’de 15 yıl ağır hapis, 5 yıl gözetim cezası aldı. Temmuz 1974 affıyla çıktı.
Behice Boran, 1975’te TİP’in yeniden kuruluşuna öncülük etti. Parti, 1970 öncesi mirası yeniden sahiplenirken demokrasi mücadelesini temel siyasal başlık haline getirdi. Boran’ın yazıları ve konuşmaları da bu hattı kararlılıkla savundu. Demokratik hakların savunusunu ilkesel bir tutum olarak benimsedi. 1 Mayıs 1979’da, sıkıyönetimin silah zoruyla ilan ettiği sokağa çıkma yasağına rağmen partililerle birlikte sokağa çıktı, yasağı fiilen aşarak 1 Mayıs geleneğini savundu.
Sürgün, Son Yıllar, Devrimci İnat
12 Eylül Darbesi sonrası, partili yoldaşlarının ısrarıyla yurtdışına çıktı. Cuntanın “yurda dön” çağrısı ise bir af değil, bir teslimiyet buyruğuydu. Uymadı. Yurttaşlıktan çıkarıldı.
Sürgün bir tercih değil, mücadelenin başka bir mevzide sürdürülmesiydi. TKP ile yürütülen birlik görüşmeleri, yalnızca örgütsel bir birleşme arayışı değil, Türkiye solunun parçalanmışlığına karşı tarihsel bir yanıt, sınıfın yeniden sözünü söyleme iradesiydi. Türkiye Birleşik Komünist Partisi’nin programındaki yeni açılımları destekledi, cesaretlendirdi.
1987 Ekim’inde, birleşmenin açıklanacağı o toplantıya doktorların tüm uyarılarına rağmen katıldı. Çünkü o an, yalnızca bir duyuru değil, yılların direncinin, bedelinin ve inancının somutlaştığı bir tarihsel eşiğe işaret ediyordu. “Kararın açıklanması sırasında TİP, TKP üyeleri ve sol kamuoyu açısından bir kuşkuya yol açmamak için” dedi, bedeni yorgun, ama iradesi dimdikti. Ölümü pahasına oradaydı.
Ve iki gün sonra Brüksel’de yaşama gözlerini yumdu. Ölümünden sonra cenazesi ısrarlı bir uğraş sonucunda Türkiye’ye getirildi. Behice Boran’ın hayatı bize şunu söylüyor. Sosyalizm, bir nostalji değil, eşitsizliğin hüküm sürdüğü her yerde güncel bir ihtiyaçtır. Ve belki de en önemlisi: İnat, devrimci bir erdemdir.
Behice Boran’ın hayatı, bu inadın adıdır. Hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz.
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yap ya da üye ol.
Henüz yorum yapılmamış.