Kamucu Tavır

Makale

Kamusal Hizmetler ve Kamuculuk: Toplumsal Olanın Yeniden İnşası

Eğitim, sağlık, ulaşım, barınma gibi alanlarda ciddi krizler yaşanması, tüm dünyada kamu hizmetlerinin kamusal bir biçimde yeniden sağlanması gerektiğini ortaya koymuştur. Dolayısıyla kamu hizmetinin temel ilkeleri olan süreklilik, eşitlik, tarafsızlık ve bedelsizlik ilkelerinin yeniden tartışılması ve düzenlenmesi de gündemdedir.

Haberi Sesli DinleTürkçe sesli okuma
Kamusal Hizmetler ve Kamuculuk: Toplumsal Olanın Yeniden İnşası
İllüstrasyon : KTE

Kamusal Hizmetler ve Kamuculuk: Toplumsal Olanın Yeniden İnşası

 

Son yıllarda dünyanın pek çok yerinde emekçi sınıfların önemli gündemlerinden birini kamusal hizmetler ve kamuculuk tartışmaları oluşturmaktadır. Avrupa’dan ABD’ye, Latin Amerika’dan Asya’ya kadar birçok bölgede kamuculuk arayışları ve yeni düzenlemeler ortaya çıkıyor. Bu eğilim, kamusal hizmetlerin tasfiyesini hedefleyen neoliberal gündeme karşı yeni itirazlar ve direniş pratikleri yaratmakla kalmıyor, aynı zamanda 21. yüzyılda toplumun nasıl yeniden inşa edileceğine dair arayışları da kuvvetlendiriyor.

Bu tartışmaların niteliğini ve gelişimini kapsamlı şekilde anlayabilmek için öncelikle kamusal hizmetler fikrini, ardından yükselen kamuculuk mücadelesini ve perspektifini ele almak mümkün.

Kamusal Hizmetlere Neden İhtiyacımız Var?

Kamusal hizmetler, toplumun ortak yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan, bireylerin tek başına karşılayamayacağı temel ihtiyaçların bütünüdür. Eğitimden sağlığa, barınmadan adalete, ulaşımdan haberleşmeye kadar uzanan bu hizmetler yalnızca bireylerin değil, tüm toplumun yeniden üretimi için gereklidir. Kamusal hizmetler, devletin veya kamu kuruluşlarının toplum adına ve kamu kaynaklarıyla yürüttüğü faaliyetlerdir. Bu hizmetlerin temelinde süreklilik, eşitlik, bedelsizlik ve tarafsızlık ilkeleri yatar. Toplumun refahı ise bu hizmetlerin erişilebilirliğinin ve niteliğinin üzerinde yükselir.  

 Kamusal hizmetler fikri, toplumun kolektif varlığını kuran en temel sütunlardan biridir. Bu nedenle toplumların kamusal hizmetlere duyduğu ihtiyaç yalnızca maddi ve pratik değil, aynı zamanda politik ve tarihseldir. Toplumdaki eşitsizliğin azaltılması, her toplumsal kesimin eğitim, sağlık, barınma gibi temel yaşamsal haklara erişebilmesi kamusal hizmet fikrinin temelidir. Dolayısıyla kamusal hizmetler insanların toplum olarak kendini örgütleyebilmesinin maddi, politik, somut ifadesidir ve temel sosyal haklar olarak ortaya çıkar.

 Günümüzde kamusal hizmetlerin büyük bölümü neoliberal dönüşüm sonucunda piyasanın insafına bırakılmış durumda. Kamusal hizmetler hızla metalaşırken devlet, yurttaşın ihtiyaçlarını karşılayan bir özne olmaktan ziyade şirketleşen bir aktöre dönüşüyor. Kamu hizmetinde sosyal fayda değil kar gözetiliyor. Kamu-özel işbirlikleriyle yürütülen projeler, hizmetin niteliğini düşürürken maliyetleri artırıyor. Yurttaşlar müşterilere dönüşürken parası olmayanların temel ihtiyaçlarını karşılayamadığı yıkıcı bir ortam yükseliyor.

Kamusal hizmetlerin metalaştırılmasının eğitim, sağlık, ulaşım gibi alanlarda niteliğin düşmesine, çalışanların güvencesizleşmesine, çevresel sorunların artmasına ve toplumsal yaşamın erozyonuna neden olduğu, neoliberalizmin hakimiyetinde geçen son kırk yılda tüm dünyada daha da görünür hale gelmiş durumda. Kamusal alanın çözülmesi toplumsalın da çözülmesi anlamına geliyor.

Kamusal Hizmetlerin Geleceği ve Kamuculuk Mücadelesi

Kamusal hizmetlerin metalaştırılmasına ve toplumsal alanın çözülmesine karşı güçlü bir itiraz dalgası da özellikle son yıllarda yükseliyor. Bu itirazlar yeniden kamuculuk tartışmaları şeklinde görünür oluyor. Özellikle 2008 ekonomik krizi ve Covid-19 salgınıyla birlikte giderek güçlenen bu tartışmalar devletin rolünü ve müdahale araçlarını yeniden gündeme getiriyor. Ekonominin uzun vadeli planlanması, altyapı, sağlık, ulaşım ve eğitim gibi temel hizmetlerin özel mülkiyet elinden çıkarılarak kolektif haklar haline getirilmesi kamulaştırmanın çerçevesini oluşturuyor.

Kamuculuk tartışmalarının dünyada esas olarak üç ana hat üzerinden ilerlediği söylenebilir. İlk olarak 1990’lardan itibaren yükselen Latin Amerika’daki sol dalga, neoliberalizm karşıtı kamucu siyaset için önemli deneyimler ve 2000’li yıllar için önemli birikimler ortaya çıkardı. Venezüella’da Chavez, Bolivya’da Morales, Brezilya’da Lula, Uruguay’da Mujica,  Ekvador’da Correa gibi liderlerle kamuculuk tartışması yaygınlık kazanmaya başladı. Latin sol dalgada sermayenin ihtiyaçlarına karşı insanın ve toplumun ihtiyaçları; sosyal politikada katılım ve söz hakkı (özyönetim ve kooperatifler); geniş halk yığınlarını kapsayan bölüşüm politikaları; yoksulları gözeten sosyal programlar; telafi edici devlet; bölgesel dayanışma ağları; doğal zenginliklere dayalı kaynakların kullanımı ve antiemperyalizm önemli politika başlıklarını oluşturdu.

İkincisi, kapitalizmin gelişmiş merkezleri olan Avrupa ve ABD kaynaklı kamuculuk tartışmalarıdır. Bu tartışmalar 2008 ekonomik krizi sonrasında yükselmiş ve genişlemiştir. Bu tartışmaların taşıyıcıları İngiltere’de Corbyn, ABD’de Sanders ve Fransa’da Piketty oldu. Bu tartışmalar, kendi içlerinde farklılık taşımakla birlikte genel olarak su, elektrik, demiryollarının tekrar kamusal mülkiyete geçirilmesi; yeniden beledileştirme (kamu hizmetlerini yeniden kazanmak); adaletli vergi politikaları; öğrenci harç ve borçlarını kaldırma; kamusal mal ve hizmetler (müşterekler); alternatif mülkiyet biçimleri; dijital manifesto ve robot vergisi gibi uygulamalar ve yeni Keynesçilik gibi başlıklardan oluşuyor.

 Üçüncü olarak ise, İlerici Enternasyonal (DİEM25) adı altında yürütülen kamuculuk tartışmalarından bahsedilebilir. Bu tartışmaların en bilinen isimleri Varoufakis ve Alexandria Ocasio-Cortez’dir. Bu tartışmalarda kapitalizmin insan ve çevre yıkımının durdurulması, evrensel temel gelirin bir hak olarak tanınması ve özelleştirmeye karşı devletin aktif rol alması önemseniyor.

Eğitim, sağlık, ulaşım, barınma gibi alanlarda ciddi krizler yaşanması, tüm dünyada kamu hizmetlerinin kamusal bir biçimde yeniden sağlanması gerektiğini ortaya koymuştur. Dolayısıyla kamu hizmetinin temel ilkeleri olan süreklilik, eşitlik, tarafsızlık ve bedelsizlik ilkelerinin yeniden tartışılması ve düzenlenmesi de gündemdedir. Bu tartışmalar kamu yönetiminin aktörlerinin, örgütsel yapısının ve toplumsal işlevinin yeniden tanımlanmasını da içermektedir. Son yıllarda devletlerin neoliberal kamu yönetimi anlayışından kimi noktalarda vazgeçtikleri görülebilir. Gelinen noktada ekonomik ve siyasal krizin kamu politikaları olmadan çözülemeyeceği yaygın bir kabuldür.

Bu dönemde birçok ülkede “yeniden beledileştirme” hareketi güç kazandı. Yeniden beledileştirme, özelleştirilen su, temizlik, ulaşım, atık toplama, sosyal konut, hatta eczane gibi hizmetlerin yeniden yerel yönetimler eliyle yürütülmesini ifade ediyor. Bugün 60’tan fazla ülkede iki bine yakın uygulama, kamusal hizmetleri piyasadan geri alarak daha erişilebilir, daha nitelikli ve daha demokratik hale getiriyor.  Bu dönüşümün somut kazanımları da kamusal hizmetlerin niteliğinin ve kapsamının gelişmesi, güvencesizliğin azalması, maliyetlerin düşmesi, katılımın ve hak temelli yaklaşımların güçlenmesi şeklinde ortaya çıkıyor.

 Yeniden Kamuculuk: Ortak Geleceği Savunmak

Bugün dünyanın farklı coğrafyalarında yükselen kamuculuk mücadeleleri, ortak geleceği savunmak, toplumsal olanın yeniden inşasını talep etmek ve toplumsal adalet için yeniden kamuculuk çağrısına denk düşmektedir. Kamuculuk tartışmalarının temel gündemleri de bu kapsamda çalışmanın ve yaşamın pek çok alanını içeriyor.  Bu başlıklar kamulaştırma; alternatif mülkiyet biçimleri; bilim ve teknoloji; kamu yönetimi; kamu hizmetleri; yurttaşlık ve sosyal haklar; örgütlü emek, örgütlü toplum; kentleşme ve yerel yönetimler; demokrasi ve özgürlük olarak ortaya çıkıyor.

 Kamulaştırmanın kısıtlı, kısa dönemli, teknik ve bürokratik bir işlem yerine temel bir toplumsal eşitlik ilkesi olarak kavranması önemlidir. Kamucu anlayış, kamu yönetiminde adaleti, istihdamda güvenceli çalışmayı ve kentleşmede sosyal adaleti hedefler. Bu perspektif, yalnızca hizmetin nasıl sunulacağını değil, toplumun ortak geleceğinin nasıl şekilleneceğini de içerir. Bugün kamusal hizmetleri savunmak, insan onurunu, eşit yurttaşlığı ve sosyal hakları savunmaktır. Sermaye aklının ve bireyciliğin kuşattığı bir dünyada “kamuculuk”, yurttaşlığı yeniden tanımlayan, toplumu yeniden kuran bir dayanışma fikri olarak değerlendirilmelidir.

 Bu çerçevede günümüzde kamuculuk fikrini yeniden canlandırmak, yurtta ve dünyada insanlığın geniş kesimlerinin ortak refahı üzerine düşünmek ve etkili talepler geliştirmek, emekçi kesimler ve toplumun tümü için belirleyici olacaktır.

 

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış.

Haber ara