Kamucu Tavır

Makale

Tut Elimden Örgürlen

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, ayrımcılıklar, sosyal politikaların yetersizliği ve sendikal haklardan daha fazla yoksun olma nedeniyle kadınlar işgücü piyasasının dışında kalmakta, işgücüne katılabilen kadınlar ise daha fazla işsizlikle yüz yüze kalmakta, çalışma şansını elde edebilen kadınlar ise daha güvencesiz istihdam biçimleriyle ve daha düşük ücretlerle çalışmak zorunda bırakılmaktadır.

Haberi Sesli DinleTürkçe sesli okuma
Tut Elimden Örgürlen
İllüstrasyon : KTE

Tüm dünyada ve ülkemizde mevcut sistemin, tüm eşitsizlikleri ve ayrımcılıkları derinleştirdiği bir dönemi yaşıyoruz. Siyasal iktidarın, Türkiye’de hukukun üstünlüğü ilkesini zayıflatması, sosyal devlet mekanizmalarını daraltması ve kamusal hizmetleri piyasalaştırması, kadınların çalışma ve yaşam koşullarını giderek zorlaştırmaktadır. Kadınların yaşadığı sorunlar doğrudan doğruya uygulanan siyasal ve ekonomik politikaların sonucudur. Bu nedenle kadın mücadelesi, aynı zamanda eşitlik, adalet, demokrasi ve hukuk mücadelesidir. Kadın emeğine ilişkin temel sorunlar, piyasa mekanizmalarıyla değil; kamusal sorumluluğu esas alan bütünlüklü politikalarla ele alınmalıdır.

Kadına yönelik şiddetle mücadelede koruyucu ve önleyici mekanizmaların etkisizleştirilmesi, İstanbul Sözleşmesi’nden tek bir imza ile çıkılması, ekonomik kriz koşullarında artan yoksulluk ve güvencesizlik, kadınların hem ücretli emek alanında hem de ev içi ücretsiz emek alanında çok yönlü bir baskı altında kalmasına yol açmaktadır. Bu tablo, kadın emeğinin korunmasının ve güçlendirilmesinin kamusal sosyal politikalarla da doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir.

 EŞİTSİZLİĞİN VE AYRIMCILIĞIN GÖRÜNÜMÜ

Kadın emeğinin çalışma yaşamındaki konumu, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin en kalıcı biçimde yeniden üretildiği alanlardan biridir. Kadınlar erkeklerle eşdeğer işleri yapmalarına rağmen daha düşük ücret almakta, güvencesiz ve kayıt dışı işlerde yoğunlaşmakta, terfi ve karar mekanizmalarından sistematik biçimde dışlanmaktadır.

Türkiye’de kadın emeğinin karşı karşıya olduğu yapısal sorunlar, istatistiklerde açık biçimde görünür hale gelmektedir. Kadınlar daha işe alım sürecinde ayrımcılığa uğramakta ve bunun sonucunda son yıllarda kadın işsizliği daha da yüksek seyretmektedir. TÜİK İşgücü İstatistikleri Aralık 2025 verilerine göre kadınlarda geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 38,3 düzeyindedir. Aynı dönemde bu oran genel toplamda yüzde 28,6, erkeklerde ise yüzde 22,8 olarak gerçekleşmiştir. Kadınlar, işgücü piyasasında işsizliğin, hem işgücüne hem de istihdama katılımdaki düşüklüğün en ağır yükünü taşımaktadır.[1]

Genç kadınlarda ise işsizliğin gerçek görünümü çok daha vahimdir. 2025 yılının üçüncü çeyreğinde 15–24 yaş arası genç nüfusta geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 37,6 iken, genç kadınlarda bu oran yüzde 50’ler düzeyinde seyretmektedir.[2]

İş bulabilen kadınlar açısından da güvencesizlik, eğreti istihdam biçimleri ve düşük ücretler söz konusudur. 2025 yılı üçüncü çeyreği itibarıyla Türkiye’de çalışma çağındaki her 100 kadından yalnızca 19–20’si (yüzde 19,7) kayıtlı ve tam zamanlı işlerde çalışabilmektedir.[3]

Ücretler açısından da kadınlar belirgin bir eşitsizlikle karşı karşıyadır. Kadınların ortalama hanehalkı fert geliri, 2013 yılında erkeklerden yüzde 21 daha düşükken, bu fark 2023 yılında yüzde 27’ye yükselmiştir.[4] Bu durum, kadın emeğinin sistematik biçimde değersizleştirildiğini ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin derinleşerek yeniden üretildiğini göstermektedir.

Asgari ücret ve civarında çalışma, kadınlar için çok daha yaygın ve kalıcı bir durumdadır. Her dört kadından üçü asgari ücret ve çevresindeki ücretlerle geçinmeye zorlanmaktadır. 2024 yılında asgari ücret komşuluğunda (asgari ücretin yüzde 20 fazlası ve altı) ücret elde edenlerin oranı genel toplamda yüzde 62,4 iken, kadınlarda bu oran yüzde 75,6’ya çıkmaktadır.[5]

Kadınların çalışma yaşamındaki dezavantajlı konumu, sendikal haklara erişimde de açık biçimde görülmektedir. Temmuz 2025 itibarıyla kadınlar toplam işçilerin yüzde 34,5’ini oluştururken, kadın sendika üyeleri toplam sendika üyelerinin yalnızca yüzde 24,7’sini oluşturmaktadır. Erkekler toplam işçilerin yüzde 65,5’ini oluşturmasına rağmen, sendika üyelerinin yüzde 75,3’ü erkektir.[6]

Sayısal olarak bakıldığında, Temmuz 2025 itibarıyla 6,4 milyon kadın işçiden yalnızca 601 bini sendika üyesidir. Kadın işçilerde sendikalaşma oranı yüzde 9,3’te kalmaktadır. Buna karşılık 12,2 milyon erkek işçinin 1,8 milyonu sendikalıdır ve erkeklerde sendikalaşma oranı yüzde 14,9’dur.[7]

Bu veriler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, kadınların birçok farklı açıdan derin bir eşitsizlikle karşı karşıya olduğu görülmektedir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, ayrımcılıklar, sosyal politikaların yetersizliği ve sendikal haklardan daha fazla yoksun olma nedeniyle kadınlar işgücü piyasasının dışında kalmakta, işgücüne katılabilen kadınlar ise daha fazla işsizlikle yüz yüze kalmakta, çalışma şansını elde edebilen kadınlar ise daha güvencesiz istihdam biçimleriyle ve daha düşük ücretlerle çalışmak zorunda bırakılmaktadır. Bu tablo, kadın emeğine ilişkin sorunların kamusal politikalar ve örgütlü mücadeleyle çözülebileceğini açık biçimde ortaya koymaktadır.

ÜCRET EŞİTSİZLİĞİ

Kadın emeği denildiğinde yarı zamanlı, kısmi zamanlı, evden, sendikasız, sigortasız, esnek ve güvencesiz çalışmanın yaygın olduğu görülmektedir. Kadınlar için esnek çalışma, çoğu zaman güvencesizlik, düşük ücret ve sosyal hak kaybı anlamına gelmektedir. Bu durum, kadın emeğini korumak bir yana, kadınların yoksulluğunu artırmaktadır. Kadın istihdamını artırma iddiasıyla sunulan evden çalışma ve yarı zamanlı çalışma gibi politikalar, eşitsizliği daha da derinleştirmektedir.

Ücret eşitsizliği, kadın emeğinin sistematik biçimde değersizleştirilmesinin en somut göstergelerinden biridir. Kadınların erkeklerle eşdeğer işi yapmalarına rağmen daha düşük ücret alması, yalnızca bireysel işyeri uygulamalarıyla değil; denetimsiz, eşitsiz ve ayrımcılık üreten bir çalışma rejimiyle doğrudan ilişkilidir. Eşdeğer işe eşit ücret ilkesinin hayata geçirilmesi, kadın emeğinin korunması açısından temel bir gerekliliktir. Ücret eşitliğini sağlamak için ise tek yol sendikalı olmak, örgütlü olmaktır.

BAKIM EMEĞİ

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle “kadınların sorumluluğuna bırakılmış” yaşlı, çocuk, engelli bakımı; temizlik ve yemek gibi ev işlerinin oluşturduğu bakım emeği, kadın istihdamının önündeki en temel engellerden biridir. Çocuk, yaşlı ve hasta bakımının büyük ölçüde kadınların sorumluluğu olarak görülmesi, kadınların çalışma yaşamına katılımını sınırlamaktadır. Ayrıca kadınlar, ev içinde çocuk, yaşlı ve hasta bakımını; temizlik, yemek gibi sorumlulukları kapsayan ücretsiz ve görünmeyen emeğin büyük bölümünü üstlenmektedir. Bu yük, kadınları ya istihdamdan tamamen kopmaya ya da düşük ücretli, güvencesiz ve esnek işlere yönelmeye zorlamaktadır.

Bakım hizmetlerinin yetersizliği, bireysel çözümlerle aşılabilecek bir sorun değildir. Bakım emeğinin özel alanın değil, kamusal politikaların konusu olarak ele alınması gerekmektedir. Yerel yönetimlerden merkezi idareye kadar uzanan bütünlüklü bir sosyal politika yaklaşımı ile bakım yükünün kadınların üzerinden alınması hedeflenmelidir. Kamusal bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması, kadın istihdamının artırılması ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması açısından da kritik önemdedir.

Özellikle sanayi bölgelerinde çalışan kadınlar açısından bakım hizmetlerine erişim, istihdamın sürdürülebilirliği bakımından belirleyicidir. Organize sanayi bölgelerinde 24 saat açık, ücretsiz ve nitelikli kreşlerin olmaması, kadınların vardiyalı ve tam zamanlı çalışmasını fiilen imkânsız hale getirmektedir. Kreş hizmetlerinin yaygınlaştırılması, kadın istihdamını teşvik eden bir sosyal politika aracı olmanın ötesinde, kamusal bir hak olarak ele alınmalıdır.

Öte yandan doğum ve bakım süreçlerine ilişkin izinlerin yalnızca kadınlar üzerinden tanımlanması, bakım sorumluluğunu toplumsal olarak paylaşmak yerine kadınların üzerine yıkmaktadır. Bu durum, kadınların istihdamdan kopmasına neden olmaktadır.

POLİTİKA ÖNERİLERİ

DİSK olarak, yıllardır eşdeğer işe eşit ücret politikasının uygulanması, bakım yükünün kadınların üzerinden alınması, işyerinde şiddet ve tacize karşı ILO’nun 190 sayılı Sözleşmesi’nin onaylanması ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için yıllardır mücadele veriyoruz.

Mücadelemiz süresince de tüm bunların sağlanabilmesi adına ülkeyi yönetenlere çağrı yapıyoruz:

>> Kadınların işgücüne ve istihdama katılımının önündeki en büyük engel olan bakım yükünün kadınların üzerinden alınmasını sağlayacak kamusal sosyal politikalar hayata geçirilmelidir. Çocuk, yaşlı ve hasta bakımı kamusal bir sorumluluk olarak tanımlanmalıdır.

>> Organize sanayi bölgeleri başta olmak üzere tüm çalışma alanlarında 24 saat açık, ücretsiz ve nitelikli kreşler yaygınlaştırılmalıdır.

>> En fazla kadın emekçileri hedef alan niteliksiz, güvencesiz ve esnek istihdam biçimlerine son verilmeli; kalıcı, güvenceli ve tam zamanlı istihdam esas alınmalıdır.

>> Annelik nedeniyle kadınların ücret ve statü kaybına uğraması önlenmeli; doğum sonrası izinler, ebeveynlik izni olarak yeniden düzenlenmelidir.

>> Eşdeğer işe eşit ücret ilkesi yasal ve fiili olarak güvence altına alınmalı, etkin denetim mekanizmaları oluşturulmalıdır.

>> Kadınların ücretsiz bakım emeği tanınmalı, ücretlendirilmeli ve sosyal güvence kapsamına alınmalıdır.

>> Çalışma yaşamında toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, cinsiyetçi iş bölümüne, şiddet ve tacize son verilmelidir.

>> ILO’nun 190 sayılı Şiddet ve Taciz Sözleşmesi onaylanmalı; İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Yasa etkin biçimde uygulanmalıdır.

SONUÇ

Kadın emeğinin güçlendirilmesi, yalnızca istihdam oranlarını artırmaya yönelik dar politikalarla sınırlı değildir. Bu süreç, bakım hizmetlerinden ücret politikalarına, sosyal güvenlikten hukuki düzenlemelere kadar uzanan bütünlüklü bir kamusal sosyal politika yaklaşımını gerektirmektedir. Kadınların çalışma yaşamına eşit, güvenceli ve sürdürülebilir biçimde katılımı, kadınların kalıcı ve tam zamanlı istihdamının sağlanması, sosyal devletin yeniden güçlendirilmesiyle doğrudan bağlantılıdır.

Kamusal politikaların piyasacı ve aile merkezli bir anlayıştan çıkarılarak toplumsal cinsiyet eşitliğini esas alan bir çerçevede yeniden düzenlenmesi, kadınların ekonomik bağımsızlığını güçlendirecek ve toplumsal eşitsizliklerin azaltılmasına katkı sağlayacaktır. Bakım emeğinin kamusal sorumluluk olarak üstlenilmesi, kadın emeğinin görünür kılınmasının ve değersizleştirilmesine son verilmesinin önkoşuludur.

DİSK olarak, kadın emekçilerin mücadelesinin, emeğin bütününe yönelik hak mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olduğunu biliyoruz. Kadın emekçilerin kendilerine özgü sorunları olduğunu biliyoruz ancak ne zaman bir mücadele, bir direniş olsa kadınların en önde yer aldığını da görüyoruz.

Birlikte mücadele etmek, birlikte direnmek için tüm kadınları örgütlenmeye, sendikalı olmaya çağırıyoruz. Tüm kadın emekçileri, kadın mücadelesiyle emek mücadelesinin buluştuğu kavşakta bu mücadeleyi büyütmeye davet ediyoruz. Tüm kız kardeşlerimizi bu mücadelede omuz omuza olmaya, sözümüzü birlikte söylemeye çağırıyoruz: TUT ELİMDEN ÖRGÜTLEN!

 



[1] TÜİK (2026). İşgücü İstatistikleri, Aralık 2025. 29 Ocak 2026, https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=İşgücü-İstatistikleri-Aralık-2025-57982&dil=1 (Erişim: 2 Şubat 2026).

[2] DİSK-AR (2025). İşsizlik ve İstihdamın Görünümü Raporu (2025 3. Çeyrek). 18 Kasım 2025, https://arastirma.disk.org.tr/?p=13377 (Erişim: 2 Şubat 2026).

[3] DİSK-AR (2025). İşsizlik ve İstihdamın Görünümü Raporu (2025 3. Çeyrek). 18 Kasım 2025, https://arastirma.disk.org.tr/?p=13377 (Erişim: 2 Şubat 2026).

[4] TÜİK (2025). Gelir Dağılımı İstatistikleri, 2024. 27 Aralık 2024, https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=gelir-dagilimi-istatistikleri-2024-53712&dil=1 (Erişim: 2 Şubat 2026).

[5] DİSK-AR (2025). Asgari Ücret Araştırması 2026. 6 Aralık 2025, https://arastirma.disk.org.tr/?p=13396 (Erişim: 2 Şubat 2026).

[6] DİSK-AR (2026). Sendikalaşma ve Toplu Pazarlık Raporu (Ocak 2026). 20 Ocak 2026, https://arastirma.disk.org.tr/?p=13536 (Erişim: 2 Şubat 2026).

[7] DİSK-AR (2026). Sendikalaşma ve Toplu Pazarlık Raporu (Ocak 2026). 20 Ocak 2026, https://arastirma.disk.org.tr/?p=13536 (Erişim: 2 Şubat 2026).

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış.

Haber ara