Kamucu Tavır

Haber - Analiz

Medrese Romantizmi ve Sınıfsal İkiyüzlülük

Bugün medrese güzellemesi yapanların iddialarının aksine, bu kurumlar Osmanlı’nın son üç yüzyılında ilerlemenin değil, statükonun ve gerilemenin simgesi haline gelmiştir. 16. yüzyılın ikincisinden itibaren matematik, astronomi ve tıp gibi “akli” alanlar müfredattan kademeli olarak çıkarılmış, eğitim sadece "nakli” alanlara sıkıştırılmıştır. Sistemin en büyük tahribatı ise "beşik ulemalığı" rejimiyle yaşanmıştır. Müderrislik ve kadılık rütbelerinin ulema aileleri arasında babadan oğula devredilmesi, henüz yaşını almamış çocuklara payeler verilmesi liyakat ilkesini tamamen ortadan kaldırmıştır.

Haberi Sesli DinleTürkçe sesli okuma
Medrese Romantizmi ve Sınıfsal İkiyüzlülük
İllüstrasyon : KTE

MEDRESE ROMANTİZMİ VE SINIFSAL İKİYÜZLÜLÜK

Gazeteci Nur Batur’un, Nagehan Alçı’ya yönelttiği "Madreseyi savunuyorsun ama neden çocuklarını kolejde okutuyorsun?" sorusu, alelade bir polemik değil; Türkiye’deki eğitimsel ayrımcılık düzeninin yalın bir ifşasıdır. Bu soru, halkın çocuklarına "maneviyat" ve "kanaat" adı altında yüzyıllar öncesinin işlevsizleşmiş modelini reva görenlerin, kendi çocuklarını küresel kapitalizmin en seküler, en modern ve pahalı eğitim kurumlarında yetiştirmesi arasındaki çelişkiyi ortaya koyuyor.

Bugün medrese güzellemesi yapanların iddialarının aksine, bu kurumlar Osmanlı’nın son üç yüzyılında ilerlemenin değil, statükonun ve gerilemenin simgesi haline gelmiştir. 16. yüzyılın ikincisinden itibaren matematik, astronomi ve tıp gibi “akli” alanlar müfredattan kademeli olarak çıkarılmış, eğitim sadece "nakli” alanlara sıkıştırılmıştır. Sistemin en büyük tahribatı ise "beşik ulemalığı" rejimiyle yaşanmıştır. Müderrislik ve kadılık rütbelerinin ulema aileleri arasında babadan oğula devredilmesi, henüz yaşını almamış çocuklara payeler verilmesi liyakat ilkesini tamamen ortadan kaldırmıştır.

Medreselerin devletin ve toplumun ihtiyaçlarına yanıt veremediğini gören ilk olarak Cumhuriyet kurucuları değil, Osmanlı padişahları olmuştur. II. Mahmut ve Tanzimat dönemi devlet adamları, medreselerin ıslah edilemeyeceğini anlayarak Tıbbiye, Harbiye ve Mülkiye gibi modern "Mektep" sistemini kurmuşlardır. Ancak bu hamle, toplumda modern mektepliler ve medreseliler ayrışmasını doğurarak derin bir eğitim dualizmi yaratmıştır.

3 Mart 1924 tarihli Öğretim Birliği Yasası (Tevhid-i Tedrisat), bu ikili yapıyı sonlandırarak eğitimi tek çatı altında toplamayı amaçlayan bir aydınlanma hamlesidir. Cumhuriyet eğitimi laik, bilimsel ve kamusal bir esasa oturtarak fırsat eşitliği sağlamayı hedeflemiştir. Medreselerin kapatılması dinin tasfiyesi değil, eğitimsiz kitleler üzerindeki ayrıcalıklı sınıf tahakkümünün sona erdirilmesidir.

1950'lerden itibaren ivme kazanan sağ siyaset, eğitimi toplumsal bir dönüşüm aracı olmaktan çıkarıp bir ideolojik konsolidasyon alanına dönüştürmüştür. Dini hizmetleri yürütmek üzere kurgulanan yapılar, zamanla alternatif bir siyasal kimlik inşasının merkezine yerleştirilmiştir. Denetimsiz kurslar ve illegal medrese yapılanmaları ise yoksul aile çocuklarını birey kılmak yerine müridleştiren bir zihin yapısını beslemiştir.

Medrese söylemi halkın çocuklarına bir kader sınır olarak çizilirken, kolejler yeni seçkinlerin statülerini koruma aracı işlevi görür. Türkiye'nin ihtiyacı; muhafazakar popülizmin sahte romantizmi değil, Cumhuriyet’in laik ve bilimsel eğitim modelinin 21. yüzyılın dijital ve eleştirel becerileriyle yeniden tahkim edilmesidir.

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış.

Yazara Mesaj Gönder: Kamucu Tavır

Haber ara