Haber - Analiz
Adil Ekonomik Düzen Mümkün
AKP'nin neoliberal politikaları ve yönetim pratikleri, servetin bir avuçluk ayrıcalıklı kesimde toplanmasına ve geniş halk kesimlerinin yoksullaşmasına neden olmaktadır.
Haber - Analiz
AKP'nin neoliberal politikaları ve yönetim pratikleri, servetin bir avuçluk ayrıcalıklı kesimde toplanmasına ve geniş halk kesimlerinin yoksullaşmasına neden olmaktadır.

Türkiye'de Sosyo-Ekonomik Eşitsizlik ve Kamu Çalışanları İçin Zorluklar: Adil Ekonomik Düzen Mümkün
Siyasal iktidarın verilerine göre Türkiye, son yıllarda ekonomik büyüme açısından önemli mesafeler katetmiştir. Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın 2024 raporuna göre nominal gayrisafi yurtiçi hasılası (GSYİH) 1,3 trilyon doları aşarak dünyanın en büyük 15-20 ekonomisi arasında yer almıştır. Ancak bu büyüme, Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) Nisan 2024 raporunda belirtildiği üzere, kişi başına düşen gelirde Türkiye'nin 72. sırada yer almasıyla gölgelenmektedir. Bu çelişki, sosyo-ekonomik eşitsizliklerin ve emek sömürüsünün derinliğini ortaya koymaktadır. Özellikle kamu çalışanları, düşük ücretler, güvencesiz istih dam modelleri ve liyakat eksikliğinden kaynaklı sorunlarla baş etmeye çalışmaktadır.
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu'nun 2025 toplu sözleşme görüşmelerine ilk kez katıldığı bu kritik süreçte, kamu çalışanlarının karşı karşıya olduğu sosyo-ekonomik adaletsizliklerin ortadan kaldırılmasını ve insanca bir yaşam için hak ettikleri çalışma koşullarının sağlanmasını kararlılıkla talep etmek mecburiyetinde. Emekçi sınıfın alın teriyle yaratılan değerlerin, bir avuç çıkar çevresi ve faiz lobisi tarafından gasp edilmesine izin verilmeyeceği gösterilmeli. Taleplerinin karşılanmaması durumunda, toplu sözleşme sürecinin toplu eylemlerle destekleneceği ve uluslararası hukuktan doğan grev hakkının sonuna kadar kullanılacağı açıkça ilan edilmeli. Kamu emekçileri, mevcut ekonomik yıkımın yükü altında ezilmekten acilen kurtarılmalıdır. Çünkü ülkemizin kaynakları ve bütçesi, bunu sağlamaya imkan vermektedir. Yeter ki 'artı değerin bir avuç rantiyeci ve iç-dış faiz lobi- sine akıtılmasına son verilebilsin.
Ekonomik Büyüme ve Gelir Adaletsizliği
Türkiye'deki gelir dağılımı ekonominin büyüklüğüyle mukayese edildiğinde ciddi adaletsizlikler ve tezatlar gözlenmektedir. Kamuoyuna söylenenin aksine, ülkemiz çok zengindir. Buna rağmen her gün 'yandaş medya' organları ve politikacılar aracılığıyla topluma 'ekonomik kriz yalanı pompalanarak yapay bir algı oluşturulup emekçi sınıfın talepleri sınırlanmakta ve engellenmektedir. Forbes'un 2025 verilerine göre, Türkiye'deki dolar milyarderi sayısı 2020'de 20 iken 2025'te 35'e yükselmiş- tir. Benzer şekilde, UBS'nin 2024 Küresel Servet Raporu'na göre dolar milyoneri sayısı 7 bin artarak 68.000 kişiye ulaşmıştır. Bu artış oranı (%8,4) dünya ortalamasının (%1,2) yedi katına denk gelmektedir. Buna karşın, aynı raporda ortalama vatandaşın reel gelirinin 2023'e kı- yasla %21 azaldığı belirtilmektedir. Bu veriler, Türkiye'nin zengin azınlık açısından servet yoğunlaşmasında küresel liderlik koltuğunda oturduğunu, ancak geniş halk kesimlerinin kasıtlı olarak yoksullaştırıldığını göstermektedir.
Yüksek enflasyon, manipüle edildiği iddia edilen resmi istatistikler ve kayıt dışı ekonominin yaygınlığı, gelir adaletsizliğini derinleştiren unsurlardır. Türkiye İstatistik Kurumu'nun enflasyon dataları, KAMUAR, ENAG ve ITO tarafından yürütülen bağımsız araştırma sonuçlarıyla kıyaslandığında yaşam maliyetindeki gerçek artışı yansıtmamakta, bu da ücret müzakerelerinde çalışanların aleyhine sonuçlar doğurmaktadır. Ayrıca dolaylı vergiler (KDV, ÖTV) ve artan vergi yükleri, düşük ve orta gelirli kesimlerin satın alma gücünü daha da eritmektedir.
Kamuda Yaşanan Zorluklar
Kamu çalışanları, sosyo-ekonomik eşitsizliklerden orantısız şekilde etkilenmektedir. Sözleşmeli, vekil veya ücretli gibi güvencesiz istihdam modelleri, çalışanların iş güvenliğini tehdit etmekte ve orta-uzun vadeli yaşam planlamasını zorlaştırmaktadır. Atama ve terfilerde liyakat yerine siyasi sadakat/biat veya nepotizmin ön planda olması kamu hizmetinin verimliliğini ve adalet algısını zedelemektedir.
Ücret politikaları da ciddi problemler teşkil etmektedir. TÜİK'in şaibeli enflasyon istatistiklerine dayalı toplu sözleşmeler, çalışanların reel gelir kayıplarını telafi etmek yerine her geçen dönem katlanarak artmasına yol açmaktadır. Birleşik Kamu-İş, kamuoyu baskısını da arkasına alarak KAMUAR-TÜİK-İTO-ENAG verilerinin ortalamasından yola çıkarak daha gerçekçi bir enflasyon hesaplaması yapılmasını siyasi iktidara kabul ettirmelidir. Ayrıca ağır vergi yükleri (Gelir vergisi, KDV, ÖTV), yetersiz maaş, düşük ücret seviyeleri ve adaletsiz ek gösterge sistemi kamu çalışanlarının insan onuruna ya- kışır bir yaşam standardına ulaşmasını engellemekte olduğundan yeni bir iyileştirme planı devreye sokulmalıdır.
Kamu sektöründe grev hakkı gibi temel çalışma haklarının tanınmaması, sendikal faaliyetlere yönelik baskılar ve ayrımcılık (cinsiyet, inanç veya ideoloji temelli) gibi sıkıntılar çalışanların yaşam koşullarını ve hak arama süreçlerini kısıtlamaktadır. Özelleştirme politikaları ve kamu hizmetlerinin siyasi çıkarlar doğrultusunda yönetilmesi, kamunun hükümetin çiftliği gibi algılanmasını neden olmuş, 'devlet' ile 'iktidar' ayrımı ortadan kalkmış ve 'parti' kavramıyla eşitlenmiştir.
Yönetim Alanındaki Yapısal Sorunlar
Türkiye'deki sosyo-ekonomik eşitsizlikler yalnızca ekonomik politikalarla değil, aynı zamanda yönetim ve hükümet pratikleriyle de ilişkilidir. Aşağıdaki yapısal sorunlar, yaşanan olumsuzlukların sürmesine ve eşitsizliklerin tetiklenmesine sebep olmaktadır:
1. Bütçe Planlamasındaki Adaletsizlik: Kaynakların toplanması, harcanması ve dağılımındaki dengesizlikler toplumsal sınıflar açısından süreklilik gösteren, kalıcı ağır hasarlara kaynaklık etmektedir.
2. Kamu İhalelerinde Şeffaflık Eksikliği: İhale süreçlerindeki gizlilik/belirsizlik, kaynakların verimli kullanımını ve adil dağıtımını engellemekte, siyasi bağlantıları olan gruplara ayrıcalık sağlamaktadır.
3. Aşırı Yönetici Ücretleri: Kamu yöneticilerinin yüksek maaşları, birden fazla kurum- dan gelir elde etmesi ve lüks harcamaları, kamu kaynaklarının kötüye kullanımına yol açmaktadır.
4. Neoliberal Politikalar ve Özelleştirme: Yer altı ve yer üstü kaynaklarının uluslararası sermayeye devri, kamu varlıklarının özelleştirilmesiyle birleştiğinde ulusal servetin geniş halk kesimlerine ulaşması engellenmekte ve küresel sermaye ile yerli işbirlikçilerine peşkeş çekilmektedir.
5. Demokratik Denetim Eksikliği: 2017'de geçiş yapılan Cumhurbaşkanlığı sistemi, güçler ayrılığı ilkesini zayıflatarak denetimsiz ve otoriter bir yönetim modeli oluşturmuştur. Bu durum, liyakat yerine siyasi sadakatin önceliklendirilmesine yol açmaktadır.
6. Kamu Kaynaklarının Kötüye Kullanımı: Özellikle verimsiz yatırım, ihaleci grupları destekleme, ederinin çok üstünde ödemeler, görev zararı, yandaşa kredi, gereksiz istihdam vb. uygulamalar yoluyla kamu kaynaklarının ve milli servetin heba edilmesi ya da belirli bir zümreye transferi sağlanmaktadır.
Bu yapısal problemler; sermayenin küçük bir elit kesimde toplanmasına, halkın giderek yoksullaşmasına ve kamu çalışanlarının iktisadi zorluklar içinde geleceğe umutsuz bakmalarına, kaygı ve bunalımlarla dolu bir hayat mücadelesi vermelerine neden olmaktadır.
Politika Önerileri
Türkiye'de sosyo-ekonomik eşitsizlikleri azaltmak ve emekçi sınıfın haklarını güçlendirmek için aşağıdaki politik reformlara ihtiyaç vardır:
1. Parlamenter Sisteme Dönüş: Güçler ayrılığı ilkesini yeniden tesis etmek ve demokratik denetimi güçlendirmek için cumhurbaşkanlığı sisteminden parlamenter sisteme geçiş.
2. Devlet Planlama Teşkilatı'nın Yeniden Kurulması: Kamu yatırımlarını düzenlemek, plansız ve israfçı harcamaları önlemek için merkezi bir planlama organının/DPT'nin oluşturulması.
3. Şeffaf ve Rekabetçi İhale Süreçleri: Kamu ihalelerinin açık, çoğulcu ve şeffaf bir biçimde yürütülmesi, kaynakların adil dağıtımını sağlamak için izleme mekanizmalarının kurulması.
4. Yönetici Ücretlerinin Düzenlenmesi: Kamu yöneticilerinin yüksek maaşları ve çoklu gelir kaynaklarının kaldırılması, lüks tüketim ve harcamaların yasaklanması.
5. Progresif Vergi Sistemi: Dolaylı vergilere dayalı mevcut sistem yerine yüksek gelir gruplarını hedefleyen progresif bir vergi modeli benimsenmesi ve kurumsal vergi borçlarının silinmesinin durdurulması.
6. Adil Ücret ve İşçi Hakları: KAMUAR, TÜİK, İTO ve ENAG verilerinin ortalamasına dayalı bir enflasyon hesaplaması kullanılarak reel ücret kayıplarının telafi edilmesi, grev hakkı gibi temel memur haklarının tanınması.
7. Gelir Vergisinin Sabitlenmesi: Kamu çalışanlarının maaşları sabit olduğundan vergi dilimi de %15 ile sabit tutulmalıdır. Vergi kaçırmayan, gider gösteremeyen, vergi affından yararlanamayan bordrolu çalışanlar için vergi adaleti sağlanmalı.
8. Liyakat Temelli İstihdam ve Terfi: Kamuda işe alımlarda ve terfilerde liyakat esaslı bir sistemin kurulması, nepotizm ve yandaş kadrolaşmanın önlenmesi.
9. Kamu Varlıklarının Korunması: Özelleştirme politikalarına son verilerek kamu hizmetleri ve varlıklarının ulusal çıkarlar doğrultusunda ko- runması.
10. Sendikal Özgürlüklerin Güçlendirilmesi: Sendikal faaliyetlere yönelik baskıların sona erdirilmesi, çalışanların toplu pazarlık ve grev haklarının uluslararası normlara uygun şekilde tanınması.
11. Yargı Kararlarının Uygulanması: Kamu çalı- şanlarının haklarını koruyan yargı kararlarının eksiksiz ve zamanında uygulanması için sendikaların da içinde yer alacağı bağımsız bir denetim mekanizmasının kurulması.
Türkiye'nin ekonomik potansiyeli, sosyo-ekonomik eşitsizlikleri çözmek için önemli fırsatlar sunmaktadır. Ancak, AKP'nin neoliberal politikaları ve yönetim pratikleri, servetin bir avuçluk ayrıcalıklı kesimde toplanmasına ve geniş halk kesimlerinin yoksullaşmasına neden olmaktadır. Kamu çalışanları; düşük ücretler, güvencesiz istihdam ve liyakat eksikliği gibi sorunlarla mücadele ederken, adil bir ekonomik düzenin kurulması için ivedilikle yapısal reformlara ihtiyaç duymaktadır. Yürütülecek politikalar, demokratik denetimi güçlendirmeyi, kamu kaynaklarını eşitlikçi bir şekilde dağıtmayı ve çalışanların ekonomik ve sosyal haklarını korumayı hedeflemelidir. Aksi durumda sosyal huzursuzluk ve ekonomik istikrarsızlık riski giderek artacaktır.
Finansal kapitalizmin yüksek faiz' ve 'rantçı ekonomi dayatmalarına boyun eğmek yerine reel üretimi destekleyecek politikalara geçmek, güçlü ve sürdürülebilir bir sosyal-iktisadi dengenin kurulmasını sağlayacaktır. Köylü- nün, emeklinin, emekçinin, esnafın temel ihtiyaçlarını karşılayamadığı, açlık ve yoksulluk altında ezildiği bir süreçte sağlıklı bir sosyal yapı oluşturmak ve ayakta tutmak imkansızdır. Çünkü açlık oyunu bozar. Dolayısıyla, toplumsal barışın ve huzurun anahtarı tüm kesimlerin onaylayacağı, herkesin hak ettiği payı alabileceği yeni bir ekonomik düzenlemeyi kurmaktır. Siyasal iktidarın öncelikli görevi budur.
Kaynakça Forbes/ Dünya Milyarderler Listesi 2025 Uluslararası Para Fonu (IMF)/ Dünya Ekonomik Görünüm Raporu-Nisan 2024 Hazine ve Maliye Bakanlığı / Ekonomik Göstergeler Raporu 2024 UBS/Küresel Servet Raporu 2024
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yap ya da üye ol.
Henüz yorum yapılmamış.