TOPLUMCU KADININ SENDİKAL MÜCADELESİ
"Direnç Tırnaklarını etine geçir bağırma Isır kanat dudaklarını parçala Bırakma yaşamayı bırakma umudu Daha çok sabaha... Dayan bir sınav bu"* *Sennur Sezer
Kadın emeği, tarih boyunca hem evde hem tarlada hem de fabrikada görünmez kılındı. Ancak tarih, aynı zamanda direnişin ve dayanışmanın da tanığıdır. Yıllarını sendikal mücadeleye adamış biri olarak çalışan kadını şöyle tanımlamıştım: Çalışan kadın; iki işvereni, iki mesaisi, dört vardiyası (ev, eş, çocuk, iş) olan sonuçta ağır bir işçi olarak yorgun ve mutsuz. Bir de öğrendim ki istihdam politikaları yapılırken kadınlar sessiz yedekler. İşte o zaman cam tavanı kırmak, sınırları aşmak, dünya emekçileri ile buluşmak boynumun borcu oldu.
Toplumcu kadın, yalnızca kendi yaşamı için değil, toplumun tüm ezilenleri için söz söyleyen, mücadele eden kadındır. Bu duruşun en somutlaştığı alanlardan biri de sendikal mücadeledir.
Kadınlar sendikalarda yalnızca "kayıtlı üye ya da "çalışan değildir; hak isteyen, karar alan ve örgütleyen aktif üyelerdir. Erkek egemen sendikal yapılarda sesini duyurmak kolay olmasa da toplumcu kadınlar yılmadan bu yapıları dönüştürmek için uğraş veriyorlar. Kreş hakkından eşit ücret isteğine, işyerinde şiddete karşı alınması gereken önlemlerden kadın kotasına kadar birçok konuda sendikal gündem oluşturuyorlar. Çünkü değişimin ve dönüşümün en önemli dinamiği kadınlardır.
Kadın sendikacılar, sadece kadınların değil, tüm işçilerin sorunlarını sahiplenen bir sınıf perspektifiyle hareket eder. Onlar için emek mücadelesi sadece ekmek kavgası değil, aynı zamanda onur mücadelesidir. Sömürüye, cinsiyetçiliğe ve baskıya karşı verilen bu çok yönlü mücadele, ancak toplumsal iklimi toplumcu bir bilinçle kavramakla olasıdır.
Sessiz Koridorlarda Kadın Sesi
Bir kamu kurumunun sabahında, sessizce açılan kapılarla başlar gün. Gözleri uykusuzluktan morarmış bir kadın, evdeki hastasını bırakmış, çocuğunu apar topar okula yetiştirmiş, yol parasını kuruş kuruş hesaplayarak işine gelmiştir. Masasının başına oturduğunda artık yorgundur. Bu yorgunluk sadece bedensel değildir. Bu, görmezden gelinmenin, yok sayılmanın, örgütsüzlüğün derin yoksunluğu ve yorgunluğudur.
Bugün kamu emekçileri, özellikle de kadınlar için yalnızlıkla eş anlamlı hale gelmiştir. Ne işyerinde dayanışma vardır ne sendikalarda temsilde eşitlik vardır. Emeğiyle geçinen kadın, ne zaman sesini yükseltmek istese "yerini bil", "siyaset yapma", "teşekkür et çalışıyorsun" gibi sözlerle susturulur. Oysa o yalnızca hakkını ister. Ne bir lütuf ne bir sadaka... Sadece insanca yaşama hakkı!
Kadınların sendikalarda varlığı, çoğu zaman vitrindir. Oysa toplumcu kadın bu vitrine sığmaz. O, en fazla yıpranan, en az konuşan olmamayı seçer. Çünkü bilir: Sesini yükseltmezse hiçbir şey değişmeyecek. Ne yazık ki bugünün kamu kurumlarında, kadının sesi yankı bulmaz. Yakınma dilekçeleri bile işleme konmaz, mobbingler yer değiştirir, kadının susması istenir. Kadın sendikalarda yer almak, söz ve karar sahibi olmak ister karar mekanizmalarında yok sayılır.
Bu örgütsüzlük hali, sadece yapısal değil, duygusaldır da. Kadın, yalnızlaştıkça kendini suçlar; "Acaba bende mi sorun var?" diye düşünür. Bu sorgulama, onu daha da içine kapatır. Oysa sorun, kadının yalnızlığı değil, birlikte örgütsel hareket etmemesidir. Kadın dayanışması, bu sessizliğe karşı en güçlü çığıktır. Toplumcu kadın, bu sesi büyütendir.
Sendikalar bugün ne yazık ki çoğu zaman bir "erkekler kulübü" gibi çalışıyor. Kadınlar ise ya bu düzene uyum sağlamaya zorlanıyor ya da dışarıda bırakılıyor.
Sendikalar bugün ne yazık ki çoğu zaman bir "erkekler kulübü gibi çalışıyor. Kadınlar ise ya bu düzene uyum sağlamaya zorlanıyor ya da dışarıda bırakılıyor. Birileri inadına içeride kalmayı, değiştirmeyi, dönüştürmeyi sürdürüyor. İşte o kadınlar toplumcu kadındır. Kırgın ama yılmamış, yalnız ama pes etmemiş, görünmeyen ama vazgeçmeyendir!
Toplumcu kadın, sendikayı sadece bir hak alma yeri değil, bir yaşam alanı ve ikinci adresi olarak görür. Orada çocuklar için kreş ister, yaşlılar için bakım izni, hamileler için insani çalışma saatleri... Hepsinden önce eşit söz hakkı ister. Ve bilir: Bir kadının yükselen sesi, bir toplumun değişen kaderidir.
Bugün kadınların kamu kurumlarında, sendikalarda ve toplumda bu kadar yalnız bırakılması bir rastlantı değildir. Toplumcu kadın da bir rastlantı olamaz. O, bu yalnızlığın karşısına dayanışmayı, bu sessizliğin karşısına sözü, bu örgütsüzlüğün karşısına mücadeleyi koyar. Çünkü biliriz: Birlikte güçlüyüz. Ve biz konuşmadıkça bu sessizlik büyür, biz yürümeye başlamadıkça bu yol kapanır.
Toplumcu Kadının Örgütsüzlükle Sınavı
Toplumcu kadınlar, yalnızca bugünü değil yarını da örgütler. Fabrikada, okulda, hastanede, çeşitli alanlardaki işyerlerinde, mahallede direnişi örerken eşitlik ve adaletin toplumsal temellerini atarlar. Kadının sesi sendikalarda çoğaldıkça, yalnızca kadınlar değil tüm emekçiler kazanır. Çünkü kadının özgürleşmediği bir toplumda gerçek anlamda özgürlükten söz edilemez.
Bir Kadın Sendikacıdan Kadınlara Örgütlü Mücadele Çağrısı
Sevgili Kız Kardeşlerim,
Bu satırları çalışma odamın panosuna iliştiremeyeceğim inanın yüreğimin içinden yazıyorum sana. Çünkü senin yorgunluğunu kendi ellerimde duyumsuyorum. Sabah çocuğunu okula yetiştirip koşar adım gidişini, öğle arasını borçla alınmış bir simitle geçirmeni, sessizce bir köşede ağlamanı... Görmeden biliyorum. Çünkü ben de yıllarca emekçi kadınlarla birlikteydim. Aynı koridorda, aynı masada, aynı adaletsizlikle baş başa kalan bir kadının sesi oldum yıllarca...
Biz kadınlar hep birbirimize benzeriz; omuzlarımızda taşıdıklarımız farklı görünse de acımızın dili, suskunluğumuzun biçimi aynıdır. Biliyor musun, işte tam bu yüzden artık susmamayı öğrenmemiz gerekiyor. Bizi birbirimize bağlayan, sadece benzer kaderler değil, benzer kavgalar olmalı.
Bir kamu emekçisisin. Bazen bir sağlık ocağında bir hemşire, bazen bir okulda öğretmen, bazen bir belediye binasında kamu çalışanısın. Her sabah adaletsizliğin gölgesinde uyanıyor, her akşam yarına tutunmak için kendini ikna ediyorsun. Artık yalnız değilsin sendikan var. Birbirimizi duymaya, görmeye ve birlikte yürümeye örgütümüzün çatısı altında ses vermeye mecburuz.
Sevgili Kız Kardeşim,
Sendika sözcüğü soğuk gelebilir kulağına. Yıllarca erkeklerin yönettiği, kapalı kapılar ardında dönen oyunlarla anılan bir yapının ne kadar "bizden" olduğunu sorgulamakta haklısın. Biz, toplumcu kadınlar, bu yapıları dönüştürmek için varız. Sendika, erkeklerin tekelinde bir kalenin adı değil. O bir emek örgütüdür. Kaleyse de kaleler yıkılır, yeter ki biz birlikte omuz omuza sınıf mücadelesi verelim.
Örgütlü olmak, sadece masa başı hak mücadelesi değildir. Örgütlü olmak, omuz omuza mücadele etmektir. Örgütlü olmak, hakkını ararken "fazla konuşuyorsun" denildiğinde susmamaktır. Örgütlü olmak, başka bir kadının sesini duyduğunda koşmaktır.
Bize hep tek başımıza yaşamda kalmamız öğretildi. Susarsak işimizi kaybetmeyeceğimiz söylendi. Eğilirsek kırılmayacağımız fısıldandı. Biz eğildikçe daha çok yük yüklendi omzumuza. Şimdi artık bu açlık bu yoksulluk sınırı altında başımızı kaldırma, gözümüzü birbirimize çevirme zamanıdır.
Örgütlülük mutluluktur. Ben değil biz olmaktır. Yalnız olmamaktır. Yanında senin gibi susmaya mecbur bırakılmış yüzlerce kadın var. Gel birlikte konuşalım. Birlikte yürüyelim. Bu düzeni birlikte değiştirelim. Çünkü değişir. Çünkü dayanışmanın eli soğuk değil sıcaktır...
Kadınların sesi sendikalarda çoğaldıkça, işyerleri değişir. Kreş hakkı alınır, mobbing engellenir, eşit işe eşit ücret sadece bir istek değil, bir gerçeklik olur. Bunun yolu bir araya gelmekten, kendi gücümüzü tanımaktan geçer.
Sevgili Kız Kardeşim,
Bu mektubu sana yazarak aslında kendime de yazıyorum. Çünkü her mücadele önce kendimizi ikna etmekle başlar. Şimdi sen de bu satırları okurken bir karar ver. Korkuya değil, cesarete tutun. Suskunluğa değil, söze sarıl. İlk konuşmanda sesin titrese de sözün titremesin!
Gel, bu yolu birlikte yürüyelim.
Çünkü hiçbir kadın, tek başına yürümek zorunda kalmamalı.
Çünkü biz birlikte güçlüyüz.
Çünkü sendikamızla başka bir yaşam olası!
Dayanışmayla, umutla, inatla...
Mücadele varsa imkânsız yoktur!
Artık kitaplara giren şu sözümle yazımı noktalamak istiyorum:
Bir kelebek kadar ömrüm olsa örgütlü yapılarda tüketirim.
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yap ya da üye ol.
Henüz yorum yapılmamış.