Kültür - Sanat
Sevgi Soysal'ın Gözünden Ankara ve Sınıflar
Yenişehir'de Bir Öğle Vakti, bireysel karakterlerin kentte geçirdikleri kısa bir zaman dilimini anlatırken aslında kentin sınıfsal haritasını da çıkarır.
Kültür - Sanat
Yenişehir'de Bir Öğle Vakti, bireysel karakterlerin kentte geçirdikleri kısa bir zaman dilimini anlatırken aslında kentin sınıfsal haritasını da çıkarır.

BİR ÖĞLE VAKTİ BİR ŞEHİRDE BİR KAVAK DEVRİLİRKEN: SEVGİ SOYSAL’IN GÖZÜNDEN ANKARA VE SINIFLAR
Kentler yalnızca mimari yapılara değil, ekonomik ilişkilere, sınıfsal konum ve çatışmalara, ideolojik ve kültürel üretimlere, katmanlı bir gündelik yaşama ve toplumsal çatışmalara da ev sahipliği yapar. Kent özellikle 18. yüzyılda sanayi devrimi ve modernleşme süreciyle birlikte, sınıf farklılıklarının keskin biçimde ortaya çıktığı, o güne kadar olmadığı ölçüde görünür hale geldiği, toplumsal karşılaşmaların yoğunlaştığı ve iktidarın mekansal olarak örgütlendiği bir alan haline gelir. Avrupa kentlerindeki kapitalistleşmenin doğal olarak getirdiği kentleşme ve kentli özellikler Ankara'da birkaç yüzyıl sonra oluşacaktır.
Cumhuriyet'in başkenti yapılıp özel olarak inşa edilen Ankara, doğal dinamiklerle değil, planlanan bir proje olarak doğrudan devlet eliyle oluşturulur ve böylece yeni Cumhuriyet'in ideolojik taşıyıcılığını da üstlenir. Ankara'nın bu kendine özgü modernleşme ve buna bağlı sınıfsal örgütlenme biçimi, sınıfsal farklılıkların ve çatışmaların da çarpık görünümler kazanmasına yol açar.
Türk edebiyatının önemli isimlerinden olan Sevgi Soysal (1936-1976), 40 yıllık kısa yaşamından geriye oldukça önemli eserler bıraktı. İlk öykü kitabı Tutkulu Perçem'in 1962'deki ilk yayınıyla birlikte edebiyat dünyasına adım atan Soysal'ın ikinci romanı olan Yenişehir'de Bir Öğle Vakti 1973 yılında yayınlandı. Soysal, bu romanıyla 1974 yılında Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazandı.
Roman, Ankara'nın Yenişehir semtinde farklı sınıflardan bireylerin yollarını bir öğle vakti kısa süreliğine kesiştirir. Rastlantısal gibi görünen bu karşılaşmalar, aslında sahne önünde belirgin olmasa da Ankara'da yaşanan sınıfsal ayrımların, çelişkilerin ve gerilimlerin yansımalarını sunar. Soysal, Ankara'yı yalnızca bir mekan olarak değil, farklı toplumsal sınıfları temsil eden karakterler üzerinden sınıfsal mücadelelerin yaşandığı toplumsal bir mekan olarak ele alır.
Modern Rus Edebiyatı'nın kurucularından sayılan Nikolay Vasilyeviç Gogol (1809-1852), Nevski Bulvarı başlıklı novellasında gün boyunca farklı saatlerde caddeyi kullanan farklı sınıfları "gösterir" okura. İnsanlar, başka sınıfsal katmanlara ait insanları görmeden, yalnızca ait oldukları insanlarla birlikte, günün belli saatlerinde Nevski'de "bulunur." Sevgi Soysal ise Yenişehir'de Bir Öğle Vakti'nde, günün aynı saatinde (öğle saatleri) Atatürk Bulvarı'nın aynı noktasında birbirleriyle tesadüfi temaslarla da olsa karşılaşan farklı sınıftan insanları "buluşturur." Gogol'un edebiyata kattığı kent, Soysal'da romanın mekanı olmasının ötesine geçip karakterlere şekil veren bir yapı haline gelir. Ankara'da geçen veya hatta Ankara'yı konu alan çok sayıda edebiyat eseri olmakla birlikte roman, 1970'li yılların Ankara'sı hakkında çok yönlü bir tartışma imkanı sunmasıyla da ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Romanda, sanayinin gelişmediği; en azından İstanbul, Bursa, Kocaeli gibi bir "sanayi kenti" olmayan Ankara'daki sınıfsal farklılıklar da karşıtlıklar ve mücadeleler olarak değil, zıtlıklar barındıran gündelik kültürel çatışmalar olarak yaşanır ve temsil edilir.
Kavak Etrafındaki Karşılaşmalar ve Yaşamlar
Romanda, Tuna Caddesi'nin Atatürk Bulvarı tarafındaki girişinde bulunan bir kavağın (bugün yerinde Barış Heykeli bulunur) yıkıldığı birkaç saatlik bir zaman diliminde, kavak etrafında toplanan bir kalabalık tasvir edilir. Bu "kalabalık" toplumun herhangi bir sınıfını temsil etmez. Tek ortak özellikleri, kimi zaman tıpkı kavak ağacını seyredenler gibi tesadüfen, kimi zaman da "ucuza, herkesten ucuza, herkesten önce en ucuzunu almağa meraklı bir kalabalık" (s.12) olmanın ötesine geçmeyen bir topluluk olmalarıdır. Bu kalabalık içinde bulunan bazılarının kişisel hikayeleriyle birlikte dönemin Ankara'sında gündelik yaşamın izlerini de süren romanda, Soysal'ın "Kızılay'dan Piknik'e kadar uzanan coğrafyada objektifime takılanlar" olarak betimlediği ve yazar tarafından rastgele seçilmiş izlenimi veren ondört temel karakter ile onlarla ilişkili kimi tipler ele alınır. Bu insanların hikayeleri birbirine bağlansa da ayrı ayrı, parça parçadır.
Cimri Zenginler, Cömert Yoksullar
Romanın geneline baktığımızda yazarın sınıf farklılıklarını ekonomik göstergelerden çok kültürel kodlarla ve değerlerle temsil ettiği görülür. Bu kod ve değerlerin en belirgin şekilde gösterildiği mekânlar ise karakterlerin yaşadığı evlerdir. Ev içi değerlerin, karakter yapılarının, duygusal dünyaların aktarıldığı romanda bu unsurlar üzerinden siyasal bir anlam dünyası da kurulur.
Soysal, sınıfların ahlaki tutumuna ilişkin en belirgin karşıtlığı "nekeslik (cimrilik)" ve "cömertlik" ikiliği üzerinden kurar. Mevhibe Hanım'ın (ve eşi Prof. Salih Bey'in) tüm yaşamı nekeslik üzerine kurulur. Mevhibe Hanım, evlerinde çalışan Nurten Hanım'ın hazırladığı yemeklerdeki malzemeleri (yumurta, kıyma, yağ vb.) gereğinden az kullandırır, eski gazeteleri bile atmaz, boşalan her kavanozu saklar, pişen yemeklerin porsiyonlarını küçültür, "evin oğlu (Mevhibe Hanım'ın oğlu Doğan) doymayıp sınırı aşarsa" Nurten Hanım'ın yemeğini keser. Bu durum, Mevhibe Hanım'ın kızı Olcay'ın da dikkatini çeker. Olcay, bir gün evden çıkarken annesi akşam yemeği için kalmasını istediğinde "Ben yemeyeceğim... Bugün de dörder köfte yersiniz, fena mı? Doğan doymuyor zaten çoğu zaman. Nurten Hanım'ın köftesini de yememiş olursunuz" diyerek tepki gösterir annesinin bu tutumuna. Olcay'a göre annesinin "oğluna olan sevgisi cimriliğini yenemediği için bu sevgiyi başkalarına ödetir."
Mevhibe Hanım'ın bu nekesliğine karşı romanın bir başka karakteri Ali ve ailesi oldukça "cömert" resmedilir. Buna ilişkin en çarpıcı örneği Soysal, Ali'nin evine giden Doğan'ın kendisine ikram edilen çay üzerinden verir. Ali'nin annesi "isteyen bolca, koyu koyu içsin diye demlikle ortaya getirir" çayı. Mevhibe Hanım'ın oğlu Doğan, annesinin "dokunuyor, sinirli yapıyor" diye ev halkına içirdiği açık, tatsız çayları hatırlar. Burada, her iki karakter arasında Soysal'ın resmettiği nekeslik-cömertlik farkının sınıflara atfedilen ortak duygularla ve değerlerle ilgisi olduğu söylenebilir.
Dayanışma Yoksulların İşidir
Yoksul ailelerin cömertliğine ilişkin bir başka örnek de Ali'nin babasının çalıştığı fabrikada işçilere verilen günlük 1 litre süt hakkını, beş hasta çocuğu olan bir işçi arkadaşına vermesidir. Ali ve ailesi "o sıralar (...) bir gün doyuyorsa üç gün aç" yaşar. Eşinin süt hakkını arkadaşına verdiğini duyan Ali'nin annesi, "benim çocuklarım açken kendi süt hakkını nasıl başkasına verirsin?" diyerek tepki gösterir ve evi bir süreliğine terk eder. Tam bu sırada Soysal, ahlaki tutum konusundaki yargısını bir adım öteye taşır ve "Anan haklıymış aslında" diyen Doğan'a karşı, anne ve babasının kolektif yaşamından söz ettirerek Ali'ye şunları söyletir:
"Babam da haklıydı. Her gün burnunun dibinde hasta çocukları için ağlaşan adamı görmezlikten gelmemekte haklıydı. İkisi de haklıydı. İkisi de ellerinden geleni yapıyorlardı. Babam gün boyu çalışıyor, anam evi, bizleri tertemiz tutuyordu."
Özellikle iki ailedeki çay sunumlarının farkları ve Mevhibe Hanım'ın nekesliğinin aksine Ali'nin ailesinin (babasının, kendi ailesinin de ihtiyacı olmasına rağmen süt hakkını arkadaşına verişiyle doruğa çıkarılan) cömertliği, yazarın sınıflara yönlendirdiği ahlaki bir yergi ve övgü olarak görünür. Hobsbawm 19. yüzyılda ortaya çıkan yeni emekçi yığınları ve emek hareketini değerlendirirken bireyci-kolektivist ikiliğine dikkat çeker ve "emek hareketinin yarışmacı değil dayanışmacı, bireyci değil kolektivist" olduğunu vurgular. Başka çok sayıdaki çalışma da işçilerin adalet and hakkaniyet arayışları ile dayanışmacılığını işçi sınıfı kültürünün temel dinamikleri olarak tanımlar. Tüm bunların izleri görülür romanda.
Sonsöz Yerine
Yenişehir'de Bir Öğle Vakti, bireysel karakterlerin kentte geçirdikleri kısa bir zaman dilimini anlatırken aslında kentin sınıfsal haritasını da çıkarır. Karakterlerin bir öğle vaktindeki karşılaşmaları, rastlantısal gibi görünse de kentteki sınıf temelli ayrışmaları temsil eden yapılar aracılığıyla görünür olur. Roman, yalnızca edebi değil, aynı zamanda modern Türkiye'nin kentleşme, sınıflaşma ve ideolojik örgütlenme süreçlerini sorgulayan bir anlatı olarak da değerlendirilebilir.
Soysal, Yenişehir'de Bir Öğle Vakti ile yalnızca sınıfsal farkları ve karşılaşmaları anlatmaz; bu farkların kültürel normlar and gündelik hayat pratikleri aracılığıyla nasıl yeniden üretildiğini de gösterir. Roman, sınıf mücadelelerinin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda kültürel ve duygusal katmanları olduğunu hatırlatır. Bu yönüyle hem Türk edebiyatı hem de edebiyat sosyolojisi açısından önemli bir metindir and yazıldığı dönemde öncü bir yere sahiptir.
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yap ya da üye ol.
Henüz yorum yapılmamış.