Söyleşi
Özdemir İnce ile Emek ve Sanat Üzerine
Şiir treni gerçek şairler binmeden hareket etmez. Olympos’ta yeri olanlar sandalyelerini yanında götürür.
Söyleşi
Şiir treni gerçek şairler binmeden hareket etmez. Olympos’ta yeri olanlar sandalyelerini yanında götürür.

ÖZDEMİR İNCE İLE EMEK VE SANAT ÜZERİNE
Kamucu Tavır : Emeğin ve emekçilerin sanatla ilişkisi nasıl yorumlanabilir? Hangi dönemlerde bu ilişkinin yoğunlaşma ya da azalma eğilimlerini gözlemleyebiliyoruz?
Özdemir İnce : Sorularınızda özne olarak ele aldığınız emekçiler kimdir? Hayatını, ekmeğini çalışarak, alın teriyle kazanan insanlar ise, bu, dünyanın bütün mesleklerini ve köylü-çiftçileri de içine alır: Öğretmenler, doktorlar, mühendisler, diplomatlar, vb. Ama ben yanıtlarımı işçi sınıfıyla sınırlandıracağım.
Söz konusu ilişkinin dönemle ilişkisi yok. Emekçinin bilinçli emekçi olmasına bağlı. Böyle bir emekçi kendisine “Ben kimim ?” sorusunu günün birinde mutlaka sorar ve yazma ile güzel sanatlara ilgi duyuyorsa, bu ilgi okumaya, bakmaya, görmeye ve dinlemeye yönelmişse edebiyat ve güzel sanatların birinde bu alanlarda işbaşı yapmak gereksinimi duyabilir. Saz çalmayı, dümbelek çalmayı konu dışı tutuyorum.
Emekçiler için kendini ifade etme işinde en elverişli ortam ve alan “yazma”dır. Örnek isterseniz: Orhan Kemal, Bekir Yıldız, Maksim Gorki, Panayot Istrati, Jack London… Benim eksik bıraktıklarımı listeye siz ekleyebilirsiniz.
Kamucu Tavır : Emeğin ve emekçilerin belli bir süre sanatta kendine yer bulması konusunda ne düşünüyorsunuz? Bugüne baktığımızda üretimleri nasıl buluyorsunuz?
Özdemir İnce : Hevestir, görgüdür çekici güç… Yeteneği olan emekçiyi şairler, öykücüler, romancılar, ressamlar, belli bir süre sonra, kendilerine katılmaya çağırır, kışkırtır. Benden önceki kuşakları, kendi kuşağımı, benden sonraki şiirin sınırlı kuşağını tanıyorum ama isim vermem gerekmez. Günümüzün yazarları arasında hangilerinin emekçi sınıfından olduğu konusunda bilgim yok. Zaten önemi de yok ! Yazmak isteyen mutlaka yolunu bulur ve yayınevlerinin kapısı zaten açıktır. Benim iki meselim vardır: Şiir treni gerçek şairler binmeden hareket etmez. Olympos’ta yeri olanlar sandalyelerini yanında götürür.
Kamucu Tavır : Emek ve sanat dendiğinde çoğunlukla geçmişin tekrarı ya da nostaljik öğelerin daha fazla öne çıktığı görülüyor. Bugüne ayaklarını basan üretimler neler olabilir? Bu konuda neler yapılabilir?
Özdemir İnce : Geçmiş tekrarlanamaz. Geçmiş yapı malzemesidir. Malzemeyi ele geçirmek için yapıyı yıkmanız gerekmez. Malzeme hayatın içindedir. İnsan beyni ve yüreği şiir, öykü, roman, tablo vb. salgılamaz. Kendinizi ve dünyayı ve hayatı okumanız gerekir. Sanatta geçmiş de, geçecek de bugün’dür.
Kamucu Tavır : Son dönemde birçok sanatçının ülke gündemine dönük aktif değerlendirmeleri oldu ve bir kısmı da bu yüzden ceza aldı. Sanatın ve sanatçının siyasetle ilişkisini nasıl değerlendirebiliriz?
Özdemir İnce : Sanatsal yaratının özgürlüğü öznenin (failin) özgürlüğüdür. Bu özgürlüğün ürünü dolayısıyla siyasal iktidar tarafından cezalandırılıyorsa bunun bedelini mutlaka öder. Siyaset bizzat hayatın kendisidir. Kendisidir. Ancak sanatçının siyaseti siyaseti değildir. Saanatçı 1 kez evet derse, 99 kez hayır der.
Gözümle gördüm Mezapotamya’da toprağın kalınlığı birkaç metreyi buluyor. Ama ormanlardaki toprak kalınlığı kimi zaman birkaç santimdir. Milyarlarca yıl ancak birkaç santim toprak üretebilmiş.
Yazma ve sanatsal üretim konularında bunları da düşünmek gerekir!

Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yap ya da üye ol.
Henüz yorum yapılmamış.